<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakan Öztürk &#8211; Bu Ne Haber</title>
	<atom:link href="https://bunehaber.com/author/hakan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bunehaber.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 Apr 2026 08:28:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>OKULLARDA SİLAH, ÇOCUKLARDA ÖFKE</title>
		<link>https://bunehaber.com/okullarda-silah-cocuklarda-ofke-h7707.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/okullarda-silah-cocuklarda-ofke-h7707.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:28:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7707</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Biz bu nesli ne yaptık? Bir zamanlar okul denince akla ne gelirdi? Defter… Kalem… Tebeşir tozu… Bir de teneffüste koşturan çocuk sesleri… Şimdi? Silah sesi. Sireni açılmış ambulans. Ve siyah poşetler… Daha çocuk bunlar… 7.sınıf… 8.sınıf… Lise son… Ama ellerinde kalem yok artık. Tetik var. Kahramanmaraş… Bir ortaokul. Teneffüste çocuklar. Bir öğrenci… Elinde 5 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Biz bu nesli ne yaptık?</p>
<p>Bir zamanlar okul denince akla ne gelirdi?</p>
<p>Defter…<br />
Kalem…<br />
Tebeşir tozu…<br />
Bir de teneffüste koşturan çocuk sesleri…</p>
<p>Şimdi?</p>
<p>Silah sesi.<br />
Sireni açılmış ambulans.<br />
Ve siyah poşetler…</p>
<p>Daha çocuk bunlar…<br />
7.sınıf…<br />
8.sınıf…<br />
Lise son…</p>
<p>Ama ellerinde kalem yok artık.<br />
Tetik var.</p>
<p>Kahramanmaraş…<br />
Bir ortaokul.<br />
Teneffüste çocuklar.<br />
Bir öğrenci…<br />
Elinde 5 silah, 7 şarjör…<br />
4 ölü.<br />
1 öğretmen.<br />
3 çocuk.</p>
<p>Şanlıurfa…<br />
Okul basılıyor.<br />
Kurşunlar sınıflara giriyor.</p>
<p>Mersin…<br />
Bu kez erken yakalanıyor.<br />
Ama niyet aynı.</p>
<p>Soru şu:<br />
Neler oluyor bu çocuklara?</p>
<p>Daha hayatı tanımadan<br />
ölümü bu kadar kolay nasıl tanıdılar?</p>
<p>Bir zamanlar biz…<br />
Köyden yürüyerek okula giderdik.<br />
Karanlıktan korkardık ama<br />
insandan korkmazdık.<br />
Yolda bir ihtiyar durdururdu:<br />
“Okuyun oğlum…” derdi.<br />
“Adam olun…”</p>
<p>Şimdi çocuklar birbirine soruyor:<br />
“Üst mü oynayalım, alt mı?”</p>
<p>Ve bir diğeri…<br />
“Kaç mermi yeter?”</p>
<p>Bu bir anda olmadı.<br />
Bu çocuklar bir sabah uyanıp canavar olmadı.<br />
Biz yaptık.<br />
Evet…<br />
Biz büyüttük bu öfkeyi.</p>
<p>Televizyonu açıyorsun…<br />
Silah&#8230;<br />
Mafya&#8230;<br />
İntikam&#8230;</p>
<p>Güç dediğin şey:<br />
daha çok adam vurmak.<br />
Daha çok korkutmak.<br />
Daha çok hükmetmek.</p>
<p>İnterneti açıyorsun…<br />
Şiddet sıradan.<br />
Kavga normal.<br />
Ölüm bir “video içeriği”.</p>
<p>Evde ne var?<br />
Konuşma yok.<br />
Dertleşme yok.<br />
Anlayış yok.<br />
Ama sınırsız ekran var.<br />
Sınırsız yalnızlık var.</p>
<p>Okul?<br />
Bilgi var.<br />
Ama değer yok.<br />
Sınav var.<br />
Ama hayat yok.</p>
<p>Sonra soruyoruz:<br />
“Bu çocuklara ne oldu?”</p>
<p>Bu çocuklar…<br />
Sevilmeden büyüdü.<br />
Dinlenmeden büyüdü.<br />
Anlaşılmadan büyüdü.<br />
Ama en kötüsü…<br />
Yönsüz büyüdü.</p>
<p>Bakın çok açık söyleyeyim:<br />
Bu mesele sadece güvenlik meselesi değil.</p>
<p>Ama güvenlik de şart!<br />
Evet…<br />
Okullara X-ray konulmalı.<br />
Güvenlik görevlisi olmalı.<br />
Denetim artırılmalı.</p>
<p>Ama yetmez!</p>
<p>Çünkü mesele çantadaki silah değil…<br />
Çocuğun içindeki patlama.</p>
<p>Eğer bir çocuk…<br />
Okula silahla geliyorsa…<br />
Orada eğitim sistemi değil,<br />
toplum alarm veriyor demektir.</p>
<p>Biz çocuklara ne verdik?<br />
Rekabet…<br />
Baskı…<br />
Kıyas…</p>
<p>Ama ne vermedik?<br />
Merhamet…<br />
Sabır…<br />
Değer…</p>
<p>Bir nesil yetişiyor…<br />
Her şeyi biliyor.<br />
Ama kendini bilmiyor.</p>
<p>Bir nesil yetişiyor…<br />
Her şeye ulaşabiliyor.<br />
Ama kimseye dokunamıyor.<br />
Ve o boşluk…<br />
Bir gün silahla doluyor.</p>
<p>Bugün Kahramanmaraş…<br />
Dün Şanlıurfa…<br />
Yarın neresi?</p>
<p>Asıl soru bu değil.<br />
Asıl soru şu:<br />
Biz bu çocukları ne zaman kaybettik?</p>
<p>Eğer hâlâ anlamazsak…<br />
Eğer hâlâ sadece izlersek…<br />
Yarın o siren sesleri daha da çoğalacak.</p>
<p>Okullar bilgi yuvasıydı…<br />
Şimdi güvenlik sorununa dönüştüyse…<br />
Orada sadece çocuklar değil…<br />
Bir toplum kaybediyordur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/okullarda-silah-cocuklarda-ofke-h7707.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR MİLLETİ ŞAHLANDIRAN MARŞ; KORKMA</title>
		<link>https://bunehaber.com/bir-milleti-sahlandiran-mars-korkma-h7507.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/bir-milleti-sahlandiran-mars-korkma-h7507.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 20:43:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7507</guid>

					<description><![CDATA[​1921’de işgal altındaki bir milletin kalbinden doğan o şiir, sadece bir marş değil; bağımsızlığın ve inancın sembolü oldu. ​1921 yılının Mart ayı… Anadolu yanıyor. Cephelerde mermi var ama ekmek yok. Asker var ama ayakkabı yok. Umut var ama vatanın yarısı işgal altında. Henüz bir yıl önce açılmış olan Meclis, yokluk içinde bir milletin kaderini yazmaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>​1921’de işgal altındaki bir milletin kalbinden doğan o şiir, sadece bir marş değil; bağımsızlığın ve inancın sembolü oldu.</p>
<p>​1921 yılının Mart ayı…</p>
<p>Anadolu yanıyor.<br />
Cephelerde mermi var ama ekmek yok.<br />
Asker var ama ayakkabı yok.<br />
Umut var ama vatanın yarısı işgal altında.</p>
<p>Henüz bir yıl önce açılmış olan Meclis, yokluk içinde bir milletin kaderini yazmaya çalışıyor.</p>
<p>Toprak için savaşan bir milletin artık bir şeye daha ihtiyacı var:</p>
<p><strong>Bir ruha…</strong><br />
<strong>Bir söze…</strong><br />
<strong>Bir marşa…</strong></p>
<p>​İşte bu yüzden dönemin Maarif Vekâleti bir yarışma açar.</p>
<p>Amaç bellidir:</p>
<p>Cephede savaşan askerin yüreğini ayağa kaldıracak bir milli marş yazılacaktır.</p>
<p>Ödül de konur.<br />
500 lira.<br />
O günün şartlarında büyük para.</p>
<p>​Yarışmaya tam 724 şiir gönderilir.<br />
Aralarında dönemin önemli isimleri de vardır.<br />
Ama bir isim yoktur…</p>
<p><strong>Mehmet Akif Ersoy.</strong></p>
<p>Çünkü Akif başka bir insandır.</p>
<p>Bir milletin bağımsızlığını anlatacak şiirin parayla yazılamayacağını düşünür.</p>
<p>Bu yüzden yarışmaya katılmaz.</p>
<p>​Maarif Vekâleti gelen şiirleri inceler.</p>
<p>Ama içlerinden hiçbiri “işte bu” dedirtecek güçte değildir.</p>
<p>Bir şey eksiktir.<br />
O eksik şey…<br />
Akif’in kalemidir.</p>
<p>​Bunun üzerine dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver devreye girer.</p>
<p>Akif’in yakın dostu Hasan Basri Çantay aracılığıyla bir mektup gönderilir.</p>
<p>“Yarışma için değil…<br />
Millet için yaz.” der Akif&#8217;e&#8230;</p>
<p>Akif ikna olur.</p>
<p>Çünkü mesele artık ödül değildir.<br />
Mesele vatandır.</p>
<p>​Ve Akif, Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda küçük bir odada kaleme sarılır.</p>
<p>Dışarıda savaş vardır.<br />
İçeride bir milletin duası&#8230;</p>
<p>Tam 10 gün sürer.<br />
Ve o şiir ortaya çıkar.<br />
​Şiirin ilk kelimesi…</p>
<p><strong>“Korkma!”</strong></p>
<p>​Ne kadar büyük bir kelimedir o gün için.<br />
Çünkü millet korkmaktadır.<br />
Şehirler işgal altındadır.<br />
Ordular geri çekilmektedir.</p>
<p>Ama bir şair çıkar ve millete seslenir:</p>
<p><strong>“Korkma!”</strong></p>
<p>​Şiir önce dergide yayımlanır.<br />
Sonra Meclis’e gelir.</p>
<p><strong>12 Mart 1921 günü…</strong></p>
<p>Meclis kürsüsünde Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından okunur.</p>
<p>Salon sessizdir.<br />
Her mısra yüreklere çarpar.</p>
<p>​Mustafa Kemal Atatürk, en ön sırada oturduğu yerden ayağa kalkar.</p>
<p>Şiiri büyük bir coşkuyla alkışlar ve tam dört kez üst üste okutulmasını ister.</p>
<p>Mustafa Kemal, o gün kabul edilen bu marş için şöyle der:</p>
<p><strong>“Bu marş, bizim inkılabımızı anlatır. Benim en sevdiğim mısrası ise ‘Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal’ dizesidir. Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısra budur!”</strong></p>
<p>​Şiir bittiğinde alkış kopar.<br />
Öyle bir alkış ki…<br />
Diğer şiirleri okumaya bile gerek kalmaz.</p>
<p>Ve o eser…</p>
<p>İstiklal Marşı olarak kabul edilir.</p>
<p>​Akif’e verilen 500 lira ödül ise başka bir hikâyedir.</p>
<p>Akif parayı kabul etmez.<br />
Israr edilince alır…<br />
Ama kendine değil.<br />
Yoksul kadınlara meslek öğreten Darülmesai adlı kuruma bağışlar.</p>
<p>Çünkü o biliyordu:<br />
Bu şiir artık ona ait değildir.</p>
<p>​Nitekim öyle de der:</p>
<p>“Bu şiir artık benim değil, milletimindir.”</p>
<p>Bu yüzden en büyük eserlerini topladığı Safahat’a bile İstiklal Marşı’nı koymaz.</p>
<p>Çünkü o bir şiir değil…<br />
Bir milletin ayağa kalkışıdır.<br />
Bir milletin duasıdır.<br />
Bir milletin yeniden doğuşudur.</p>
<p>​Bugün okullarda, törenlerde, statlarda söylediğimiz o marş;<br />
Sadece bir metin değildir.</p>
<p>Bir hatırlatmadır.<br />
Bir uyarıdır.<br />
Bir emanettir.</p>
<p>Ve o marşın ilk kelimesi hâlâ bize aynı şeyi söyler:</p>
<p>“Korkma!”</p>
<p>​Ama o kelimenin arkasında bir şart vardır.</p>
<p>Eğer bu vatan için aynı inançla, aynı fedakârlıkla yaşarsak, korkmayız.</p>
<p>​Bugün İstiklal Marşı’nın kabulünün yıl dönümünde;</p>
<p>Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.</p>
<p>Ve onun duasını bir kez daha hatırlıyoruz:</p>
<p>“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7508" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/03/lfsjif.jpeg" alt="" width="660" height="358" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/bir-milleti-sahlandiran-mars-korkma-h7507.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8 MART: BİR DİRENİŞ DESTANI MI, BİR KADIN MEZARLIĞI MI?</title>
		<link>https://bunehaber.com/8-mart-bir-direnis-destani-mi-bir-kadin-mezarligi-mi-h7494.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/8-mart-bir-direnis-destani-mi-bir-kadin-mezarligi-mi-h7494.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 22:52:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7494</guid>

					<description><![CDATA[&#160; ​Takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde, vitrinlerin süslü paketleri ve parlatılmış kutlama mesajları arasında asıl hakikati unutuyoruz. Oysa bugün; sadece bir &#8220;kutlama&#8221; değil, 1857’de New York’ta 129 kadının alevler içinde can vererek yazdığı bir direniş destanıdır. Ama ne acıdır ki, aradan asırlar geçmesine rağmen kadınlar hâlâ &#8220;can vererek&#8221; hak aramaya devam ediyor. ​Hani büyük usta Neşet [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>​Takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde, vitrinlerin süslü paketleri ve parlatılmış kutlama mesajları arasında asıl hakikati unutuyoruz. Oysa bugün; sadece bir &#8220;kutlama&#8221; değil, 1857’de New York’ta 129 kadının alevler içinde can vererek yazdığı bir direniş destanıdır. Ama ne acıdır ki, aradan asırlar geçmesine rağmen kadınlar hâlâ &#8220;can vererek&#8221; hak aramaya devam ediyor.</p>
<p>​Hani büyük usta Neşet Ertaş, &#8220;Kadınlar insandır, biz insanoğlu&#8221; demişti ya&#8230;</p>
<p>Biz o &#8220;insanlığı&#8221; çoktan kaybettik. Bir zamanlar bir şehrin orta yerinde, on yaşındaki kızının gözleri önünde boğazı kesilen Emine Bulut’un o son iki kelimesi hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor: &#8220;Ölmek istemiyorum!&#8221; diye haykırmıştı, bir kadın, bir anne&#8230;</p>
<p>Yıl 2026&#8230;<br />
Ama zihniyet hâlâ karanlık, hâlâ habis. Daha birkaç gün evvel, kanser tedavisi gören evladına şifa olmaya çalışan bir anne, bir öğretmen, bir kadın; bir caninin bıçak darbeleriyle hayattan koparıldı.</p>
<p>Şimdi söyleyin; hangi çiçek, hangi süslü paket o annenin, o öğretmenin çocuğunun ruhundaki o enkazı kaldırabilir?</p>
<p><strong>​İstatistik Değil, Bir Evin Direği Yıkılıyor!</strong></p>
<p>​Son 5 yılda Türkiye’de binden fazla kadın &#8220;en yakınları&#8221; tarafından katledildi. Biz bunlara gazete sayfalarında &#8220;sayı&#8221; diyoruz ama aslında yıkılan birer yuvadan bahsediyoruz.</p>
<p>Oysa ki bir kadın gittiğinde; sabah mutfaktan gelen o huzurlu tıkırtı susar.</p>
<p>Bir kadın gittiğinde; saksıdaki çiçekler yetim, ütüsüz gömlekler boynu bükük kalır.</p>
<p>Bir kadın gittiğinde; sadece bir can gitmez; o evin neşesi, sofranın bereketi, çocukların &#8220;geç kalma&#8221; uyarısını yapan koruyucu meleği gider.</p>
<p><strong>​Giden Sadece Kadın Değil, İnsanlıktır aslında!</strong></p>
<p>​Biz bugün 8 Mart’ı kutlarken, aslında bir utançla yüzleşiyoruz. Sokak ortasında, parkta, okulda ya da en güvenli bulduğu evinde katledilen her kadınla birlikte, bizim insanlığımızdan da bir parça ölüyor. Bir zamanlar cepheye mermi taşıyan Elif Bacıların, Nene Hatunların torunlarını, bugün kendi evlerinde &#8220;koruma kararlarına&#8221; rağmen koruyamıyoruz.</p>
<p><strong>Bir Gün Değil, Her Gün Adalet!</strong></p>
<p>​8 Mart; emekçinin, dayanışmanın ve yaşama hakkının günüdür.</p>
<p>Kadın; ailenin direği, toplumun ruhudur. Eğer o direği yıkarsanız, altında tüm toplum kalır. Kadınların kıymetini sadece övmek için değil, onları yaşatmak için bilmek zorundayız.</p>
<p>​Hayatı güzelleştiren, emekleriyle dünyayı ayakta tutan ama en çok da &#8220;yaşamak&#8221; için direnen tüm kadınlarımızın<strong> 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’</strong>nü saygıyla selamlarken; şiddetin gölgesinde kalan her bir can için adalet haykırıyoruz.</p>
<p><strong>​Çünkü bir kadın gittiğinde, dünya kararır!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7495" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/03/kjlksl.jpeg" alt="" width="1408" height="768" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/8-mart-bir-direnis-destani-mi-bir-kadin-mezarligi-mi-h7494.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SANAL BAHİS GERÇEK HABİS</title>
		<link>https://bunehaber.com/sanal-bahis-gercek-habis-h7437.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/sanal-bahis-gercek-habis-h7437.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 20:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7437</guid>

					<description><![CDATA[&#160; “Bir kuponla başlayan heyecan, borçla biten hayatlara dönüşüyor. Dijital kumar artık bir halk sağlığı sorunu.” &#8211; “Bahis bağımlılığı sadece parayı değil; aileleri, umutları ve gençliğin geleceğini de tüketiyor.” &#8211; “Oranların cazibesi, yuvaların sessiz çöküşüne dönüşüyor. Bu felaket artık görmezden gelinemez.” Geçenlerde bir çocuk çevirdi yolumu. Üzerinde forma yoktu. Elinde top yoktu. Gözünde heyecan vardı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir kuponla başlayan heyecan, borçla biten hayatlara dönüşüyor. Dijital kumar artık bir halk sağlığı sorunu.”<br />
&#8211; “Bahis bağımlılığı sadece parayı değil; aileleri, umutları ve gençliğin geleceğini de tüketiyor.”<br />
&#8211; “Oranların cazibesi, yuvaların sessiz çöküşüne dönüşüyor. Bu felaket artık görmezden gelinemez.”</p>
<p>Geçenlerde bir çocuk çevirdi yolumu.<br />
Üzerinde forma yoktu.<br />
Elinde top yoktu.<br />
Gözünde heyecan vardı ama futbol için değil.</p>
<p>“Abi bu maç üst olur mu?”</p>
<p>On beş yaşında.</p>
<p>Eskiden çocuklar tuttuğu takımın kadrosunu ezbere sayardı.<br />
Şimdi oran ezberliyorlar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">İşte felaket burada başlıyor.</span><br />
Bu artık spor değil.<br />
Bu artık eğlence değil.<br />
Bu, kupon üzerinden kurulan bir ekonomi.<br />
Adı: <strong>Sanal kumar düzeni.</strong></p>
<p>Eskiden de vardı şans oyunları;<br />
Süper Toto&#8230;<br />
Spor Loto&#8230;<br />
Milli Piyango&#8230;</p>
<p>Yılbaşında bilet alınır, hayal kurulur, sonra hayat normale dönerdi.</p>
<p>Kimse 13+1 tutturamadı diye tefeciye gitmezdi.<br />
Kimse bilet parası için eşinin bileziğini bozdurmazdı.<br />
Çünkü o oyunlar hayatın merkezinde değildi.</p>
<p>Şimdi?</p>
<p>Cep telefonunda bir uygulama.<br />
Canlı bahis.<br />
Anlık oran.<br />
Dakika dakika kayıp.<br />
Kaybettikçe “çevireyim” umudu.<br />
Ve sistem tam da bunun üzerine kurulu.</p>
<p>Bu, matematiksel olarak kaybettirmeye programlanmış bir mekanizma.<br />
Ama reklamı umut üzerinden yapılıyor.</p>
<p>Her şey küçük başlıyor.<br />
“Şu maça 500 basayım.”<br />
“Borcu kapatırım.”<br />
“Bu kesin gelir.”<br />
Gelmez.<br />
Gelmediğinde ikinci kupon yapılır.<br />
O gelmezse üçüncü.<br />
Sonra maaş biter.<br />
Sonra kredi kartı.<br />
Sonra eşin altınları.<br />
Sonra araba.<br />
Ve en sonunda kapıda bir ses:<br />
<span style="color: #ff0000;">“Borç ne oldu?”</span></p>
<p>O andan sonra mesele para değildir.<br />
Mesele onurdur.<br />
Mesele korkudur.<br />
Mesele çocuğun gözünün içine bakamamaktır.</p>
<p>Borç sadece bankaya değildir artık.<br />
Borç; evladın geleceğinedir.<br />
Borç; annenin duasınadır.<br />
Borç; soyadınadır.</p>
<p>Kaç aile dağıldı bu illet yüzünden?<br />
Kaç çocuk babasının borcu yüzünden okuldan alındı?<br />
Kaç genç, sanal kuponla başlayan girdapta psikolojik çöküntüye sürüklendi?</p>
<p>İntihar haberleri artık üç satır.<br />
“Borçları vardı.”</p>
<p><strong>Borç.</strong></p>
<p>O borcun içinde ne var biliyor musunuz?<br />
Bir sürü kaybedilmiş maç.<br />
Bir sürü “kesin gelir” cümlesi.<br />
Bir sürü utanç.<br />
Ve tavan arasındaki o sessiz ip.</p>
<p>Reklamlar prime time’da dönüyor.<br />
Kimileri ekranlarda oran yorumluyor.</p>
<p>Ama öte yandan o borç yüzünden evine haciz gelen adamla kim ilgileniyor?</p>
<p>Bu sadece bireysel zayıflık değil.<br />
Bu, sistematik bir bağımlılık ekonomisi.<br />
Dijital kumar, 7/24 açık bir kumarhane demektir.</p>
<p>Evinde&#8230;<br />
Yatağında&#8230;<br />
Çocuğunun yanında&#8230;<br />
Ve biz buna “oyun” diyoruz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bir başka tehlike daha var.</span><br />
Gençlik artık forma rengine göre değil, oran rengine göre heyecanlanıyor.</p>
<p>Takım tutmak bir aidiyetti.<br />
Şimdi kupon tutmak bir refleks oldu.</p>
<p>Futbol sahadaki mücadele olmaktan çıktı;<br />
ekrandaki ihtimale dönüştü.</p>
<p>Bu sadece sporun çürümesi değil.<br />
Bu, karakter aşınmasıdır.<br />
Emekle kazanmanın yerine, bir gecede kazanma hayali koyarsanız;<br />
sabır ölür.<br />
Sabır ölürse, ahlak da zayıflar.</p>
<p>Bu yazıyı okuyan biri diyecek ki:<br />
“Abartıyorsun.”</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Keşke&#8230;</span></p>
<p>Ama morg kayıtları, ölüm sebepleri abartmıyor.<br />
Aile mahkemeleri abartmıyor.<br />
Psikologların dosyaları abartmıyor.<br />
Bahis bağımlılığı artık bir halk sağlığı sorunu&#8230;</p>
<p>Ve biz hâlâ oran konuşuyoruz.</p>
<p><strong>Çözüm ne peki?</strong></p>
<p>Yasak demek kolay.<br />
Ama yetmez.<br />
Reklam sınırlaması şart.<br />
Canlı bahis kısıtlanmalı.<br />
Bağımlılık tedavi merkezleri artırılmalı.<br />
Okullarda dijital kumar farkındalığı dersi konulmalı.</p>
<p><strong>Ve en önemlisi:</strong></p>
<p>Toplum olarak bu işe “normal” demekten vazgeçmeliyiz.<br />
Çünkü normalleştirdiğiniz her kötülük, büyür.</p>
<p>Bu parada kan var.<br />
Bu parada gözyaşı var.<br />
Bu parada kaybedenin ahı var.<br />
Kazananı çok az gördük.<br />
Kazansa bile kaybettiği bir şey mutlaka var.</p>
<p>Bu bir kupon meselesi değil.<br />
Bu bir nesil meselesi.</p>
<p><strong>Eğer bir milletin gençleri hayalini alın teriyle değil, oranla kuruyorsa;</strong><br />
<strong>orada alarm çalıyor demektir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-7438" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/02/glslg.jpeg" alt="" width="696" height="389" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Görsel Yapay Zeka İle Oluşturulmuştur. Bunehaber&#8217;de köşe yazarlarının yazdığı yazılardan yazarlar  sorumludur.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/sanal-bahis-gercek-habis-h7437.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RAMAZAN GELDİ … VİCDAN KAÇA?</title>
		<link>https://bunehaber.com/ramazan-geldi-vicdan-kaca-h7386.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/ramazan-geldi-vicdan-kaca-h7386.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 10:27:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7386</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; Ramazan-ı Şerif geldi&#8230; Minareler mahyalarla süslendi. Sofralar kurulmaya başladı. Dillerde ruhu okşayan ve bu ayın ulviyetini tamamlayan o veciz söz; “HOŞ GELDİN YÂ ŞEHR-İ RAMAZAN ”&#8230; Ama tezgâhlarda başka bir cümle yazıyor: “Fırsat bu fırsat.” Eskiler anlatır; Osmanlı’da Ramazan-ı Şerif gelince fiyatlar aşağı çekilir, kadılar denetler, esnaf kâr marjını en aza düşürürlermiş. İşin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ramazan-ı Şerif geldi&#8230;</p>
<p>Minareler mahyalarla süslendi.<br />
Sofralar kurulmaya başladı.<br />
Dillerde ruhu okşayan ve bu ayın ulviyetini tamamlayan o veciz söz;<br />
“HOŞ GELDİN YÂ ŞEHR-İ RAMAZAN ”&#8230;</p>
<p>Ama tezgâhlarda başka bir cümle yazıyor:<br />
“Fırsat bu fırsat.”</p>
<p>Eskiler anlatır;<br />
Osmanlı’da Ramazan-ı Şerif gelince fiyatlar aşağı çekilir, kadılar denetler, esnaf kâr marjını en aza düşürürlermiş.</p>
<p>İşin üç kağıdına kaçan olursa da kadı bunu araştırır ve o esnafı herkesin içinde falakaya yatırtır ve aldığı hakkından fazla ürünü ihtiyaç sahiplerine dağıttırırmış.</p>
<p>“Bu ay, bereket ayıdır” denilirmiş.<br />
Zengin biraz daha az kazanır,<br />
fakir biraz daha rahat sofrasını kurarmış.</p>
<p>Ya şimdi?</p>
<p>Ramazan geliyor;<br />
etiketler yükseliyor&#8230;</p>
<p>Kurban geliyor,<br />
hayvan fiyatı şahlanıyor&#8230;</p>
<p>Okul dönemi geliyor;<br />
forma iki katına çıkıyor.</p>
<p>Deprem oluyor;<br />
kiralar uçuyor&#8230;</p>
<p>Havaalanlarında bir şişe su, susuzluğun üstüne bir de çaresizlik fiyatı eklenerek satılıyor.</p>
<p>Aynı ürün.<br />
Aynı mal.<br />
Aynı vicdan mı?</p>
<p>Hayvancılık yapan kişi adak koyununu yıl içinde sattığı fiyatını kurban dönemi gelince 2-3 katına çıkarıyorsa;<br />
orada mesele maliyet değil, niyettir&#8230;</p>
<p>Bir ev sahibi, yıllarca boş duran evini deprem günü üç kat fiyata kiraya veriyorsa;<br />
orada mesele piyasa değil, imtihandır&#8230;</p>
<p>Ramazan aç kalmak değildir deriz ya…</p>
<p>Belki de asıl oruç,<br />
fırsatçılığa karşı tutulandır&#8230;</p>
<p>Belki de en zor ibadet,<br />
kârı değil hakkı gözetmektir&#8230;</p>
<p>Ramazan bereket ayıdır.<br />
Bereket, çok kazanmak değildir.<br />
Helal kazanmak, paylaşmak, gözetmektir.</p>
<p>Ama biz her krizi, her ihtiyacı, her mecburiyeti küçük bir ticari avantaja çeviriyorsak şunu sormamız gerekir:</p>
<p>Oruç mideye mi tutuluyor,<br />
yoksa vicdana mı?</p>
<p>Ramazan geldi.<br />
Mahyalar yandı.</p>
<p>Peki…<br />
Vicdan kaça?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/ramazan-geldi-vicdan-kaca-h7386.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>14 ŞUBAT: AŞK MI, EFSANE Mİ, TİCARET Mİ?</title>
		<link>https://bunehaber.com/14-subat-ask-mi-efsane-mi-ticaret-mi-h7370.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/14-subat-ask-mi-efsane-mi-ticaret-mi-h7370.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 22:17:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7370</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Her yıl aynı sahne… Vitrinler kırmızıya boyanır. Kalpler, çiçekler, çikolatalar… Bir anda herkes daha romantik, daha hassas, daha şiirsel&#8230; Peki soralım: Neden 14 Şubat? Gerçekten tarihte büyük bir aşk mı yaşandı? Bir kral mı sevdiğine kavuştu? Bir destan mı yazıldı? Hayır&#8230; İşin aslı biraz daha karışık… biraz daha eski… biraz daha insanlık hâli. * [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Her yıl aynı sahne…</p>
<p>Vitrinler kırmızıya boyanır.<br />
Kalpler, çiçekler, çikolatalar…<br />
Bir anda herkes daha romantik, daha hassas, daha şiirsel&#8230;</p>
<p>Peki soralım:<br />
Neden 14 Şubat?</p>
<p>Gerçekten tarihte büyük bir aşk mı yaşandı?<br />
Bir kral mı sevdiğine kavuştu?<br />
Bir destan mı yazıldı?</p>
<p>Hayır&#8230;</p>
<p>İşin aslı biraz daha karışık… biraz daha eski… biraz daha insanlık hâli.</p>
<p>*</p>
<p>Milattan sonra 3. yüzyıl… Roma İmparatorluğu&#8230;</p>
<p>Rivayete göre İmparator Claudius, askerlerin evlenmesini yasaklıyor. Çünkü ona göre evli erkek savaşta zayıf olur.</p>
<p>Bir papaz çıkıyor sahneye: Valentine&#8230;<br />
Genç çiftleri gizlice evlendiriyor ve yakalanıp hapsediliyor&#8230;<br />
Tahmini 14 Şubat civarında da idam ediliyor.</p>
<p>Efsaneye göre ölmeden önce bir mektup yazıyor ve altına şu notu düşüyor:<br />
“Senin Valentine’nden…”</p>
<p>Bugün hâlâ kartların altında o cümle var.</p>
<p>Ama mesele sadece bu değil.<br />
Kuşlar, şairler ve Orta Çağ romantizmi&#8230;<br />
Asıl kırılma noktası yüzlerce yıl sonra geliyor.</p>
<p>Orta Çağ’da İngiliz şairler, özellikle Chaucer, 14 Şubat’ı kuşların eş seçme zamanı olarak anlatıyor.<br />
Şiir yazılıyor.<br />
Aşk idealize ediliyor.<br />
İnsanlar bu tarihi romantizmle özdeşleştirmeye başlıyor.</p>
<p>Yani 14 Şubat, bir azizin ölümünden çok, bir şairin hayal gücüyle aşka dönüşüyor.</p>
<p>Sonra Sahneye Ticaret Çıkıyor<br />
Sanayi devrimi geliyor.</p>
<p>Kartlar seri üretime geçiyor.<br />
Çikolata kutuları kalp şeklini alıyor.<br />
Çiçekçiler takvim yapraklarını dört gözle bekliyor.</p>
<p>Ve işte o gün, aşk artık sadece bir duygu değil;<br />
aynı zamanda bir sektör oluyor.</p>
<p>Bugün milyonlarca dolar dönüyor 14 Şubat’ta.<br />
Ama kimse şunu sormuyor:<br />
Gerçekten bir güne mi sığdırdık sevgiyi?<br />
Cevap bekleyen asıl soru bu esasında..</p>
<p>14 Şubat kötü bir şey mi?<br />
Hayır.<br />
Sevgi için bir bahane.<br />
Hatırlamak için bir fırsat.<br />
Belki ihmal edilen bir “seni seviyorum”u söylemek için bir kapı.</p>
<p>Ama tehlike şurada:<br />
Eğer sevgi sadece o gün hatırlanıyorsa,<br />
o zaman ortada romantizm değil, takvim bağımlılığı var.</p>
<p>Aşk, takvimle gelmez.<br />
Kampanyayla büyümez.<br />
İndirimle derinleşmez.</p>
<p>Son Söz<br />
14 Şubat’ın hikâyesi;<br />
bir azizin direnişi,<br />
bir şairin hayali,<br />
ve modern dünyanın alışkanlıklarıyla şekillenmiş bir kültürel miras.</p>
<p>Ama asıl mesele şu:<br />
Sevgiyi 14 Şubat’a bırakanlar,<br />
15 Şubat’ta ne yapıyor?</p>
<p>Belki de Sevgililer Günü’nü tartışmak yerine<br />
şunu sormalıyız kendimize:<br />
Biz sevgiyi gerçekten yaşıyor muyuz,<br />
yoksa sadece kutluyor muyuz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/14-subat-ask-mi-efsane-mi-ticaret-mi-h7370.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR FİDAN DAHA KIRILDI ADALET BEKLENİRKEN</title>
		<link>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 11:41:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[#atlasçağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyasısı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[Bugün kağıdı kalemi değil, yüreğimizi masaya koyalım. Çünkü bugün, 15 yaşında, hayatlarının baharında, gülüşü bir parkta, bir mahalle arasında yarım kalan evlatlarımızı konuşalım.. ​ Yaşamları, umutları çalınan çocukların fotoğraflarına iyi bakın&#8230; Atlas’ın o vakur bakışına, Mattia Ahmet’in masumiyetine, Alperen’in hayat dolu duruşuna, Hakan’ın kız kardeşini koruma azmine&#8230; Onlar &#8220;çocuktu.&#8221; Ama onları hayattan koparanlar da &#8220;çocuk&#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün kağıdı kalemi değil, yüreğimizi masaya koyalım. Çünkü bugün, 15 yaşında, hayatlarının baharında, gülüşü bir parkta, bir mahalle arasında yarım kalan evlatlarımızı konuşalım..</p>
<p><strong>​ Yaşamları, umutları çalınan çocukların fotoğraflarına iyi bakın&#8230;</strong></p>
<p>Atlas’ın o vakur bakışına, Mattia Ahmet’in masumiyetine, Alperen’in hayat dolu duruşuna, Hakan’ın kız kardeşini koruma azmine&#8230;</p>
<p>Onlar &#8220;çocuktu.&#8221; Ama onları hayattan koparanlar da &#8220;çocuk&#8221; diye mi anılacak?</p>
<p>​Sokaktaki o &#8220;üç beş serserilerin,&#8221; ne idüğü belirsiz zorbaların tek bir dayanakları var: <strong>Cezasızlık&#8230;</strong></p>
<p>&#8220;Nasıl olsa yaşım küçük, nasıl olsa infaz yasasıyla çıkarım, nasıl olsa birkaç yıla &#8216;baba tahliye&#8217; fotoğrafı paylaşırım&#8221; diyen o zehirli zihniyet&#8230;</p>
<p><strong>İşte o zihniyet, bugün sokakları birer kan gölüne çeviriyor.</strong></p>
<p><strong>​Cezasızlık, suçu teşvik eder.</strong> Eğer bir toplumda çocuklar korunamıyorsa, bunun tek nedeni suçluların cesareti değil, o suçlulara <strong>&#8220;dur&#8221;</strong> <strong>diyemeyen yetersiz yasalardır.</strong> Bir çocuğu kalbinden bıçaklamanın, &#8220;yan baktın&#8221; diyerek bir hayatı söndürmenin <strong>&#8220;hafifletici nedeni&#8221; olamaz!</strong></p>
<p>​Nice tanıdığımız evlatlarımız, yeğenlerimiz, canlarımız gibi sevdiğimiz, gözlerini daldan, budaktan uzak tuttuğumuz çocuklarımız&#8230;</p>
<p>Kavga edenleri ayırayım derken, niyeti güzel, yüzü güzel o fidan, sırf barış gelsin diye gittiği yerde sustalıyla karşılaşıyorsa; orada insanlık çoktan can çekişiyor demektir. <strong>Bir anne-baba evladını okula, parka değil, adeta bir cepheye gönderiyorsa; hangi sistemden, hangi huzurdan bahsedebiliriz?</strong></p>
<p>​Bizim sistemden beklentimiz, &#8220;çocuktur&#8221; denilerek katillerin sokağa salınması değil; <strong>masum çocukların yaşama haklarının kutsal bilinmesidir.</strong> Adalet, sadece mahkeme duvarlarında yazan bir kelime değil, sokaktaki o 15 yaşındaki fidanın nefes alabilme garantisi olmalıdır.</p>
<p>​Artık kibarlığın, nezaketin, anlayışın &#8220;zayıflık&#8221; sayıldığı bu karanlık dönemi yırtıp atmak zorundayız. Evlatlarımıza sahip çıkamadık, bari onların hatırasına ve adaletine sahip çıkalım.</p>
<p>​1-2 sene sonra &#8220;baba tahliye&#8221; yazan bir gençlik değil; elinde kitapla, yüreğinde merhametle, başı dik yürüyen bir gençlik istiyoruz.</p>
<p><strong>​Atlas için, Alperen için, Ahmet için, Hakan için ve ismi duyulmayan binlerce &#8220;melek&#8221; evladımız için adalet!</strong></p>
<p>​Çünkü bir çocuk ölünce sadece bir can gitmez; o milletin geleceği, umudu ve vicdanı toprağa gömülür.</p>
<p>​Bugün 15 yaşındaki fidanlarımızı toprağa verirken, onları hayattan koparanların &#8220;çocuk&#8221; zırhına sığınmalarını kabul etmiyoruz. <strong>Yan bakma bahanesiyle sönen hayatlar, yetersiz yasaların kurbanıdır.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7123" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/kjgsdsdkfsa.jpeg" alt="" width="711" height="661" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR MİLLETİ DOĞURAN ANA: MOLLA ZÜBEYDE</title>
		<link>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 10:55:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde hanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6954</guid>

					<description><![CDATA[Bazı kadınlar sadece bir çocuk doğurmazlar; bir tarihi, bir devrimi, bir milletin kaderini de doğururlar. ​Takvimler 14 Ocak 1923’ü gösterdiğinde, İzmir’de yorgun bir yürek sustu. Ama o yürek durana kadar neler sığdırmıştı o 66 yıla? Dört evladını toprağa vermiş, birinin parçalanmış bedenine şahit olmuş, eşini kaybetmiş, işgal yıllarında oğlunun idam fermanını gazetelerde okumuş ama bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kadınlar sadece bir çocuk doğurmazlar; bir tarihi, bir devrimi, bir milletin kaderini de doğururlar.</p>
<p>​Takvimler 14 Ocak 1923’ü gösterdiğinde, İzmir’de yorgun bir yürek sustu. Ama o yürek durana kadar neler sığdırmıştı o 66 yıla?<br />
Dört evladını toprağa vermiş, birinin parçalanmış bedenine şahit olmuş, eşini kaybetmiş, işgal yıllarında oğlunun idam fermanını gazetelerde okumuş ama bir gün bile başını öne eğmemişti.</p>
<p>​Halk arasında ona &#8220;<strong>Molla Zübeyde</strong>&#8221; derlerdi. Sanıldığı gibi sadece dindarlığından değil; okuma yazmanın mucize sayıldığı o yıllarda bilgeliğiyle, görgüsüyle ve çevresine verdiği akılla bu lakabı almıştı. Selanik’in dar sokaklarında bir mesele düğümlendi mi, <strong>&#8220;Gidin Molla Zübeyde’ye sorun, o bilir&#8221;</strong> derlerdi.</p>
<p>​ Oğlu Mustafa’sının elinden tutup mahalle mektebine götürürken de içindeki o büyük inancın sesini dinliyordu. İstiyordu ki oğlu hafız olsun, ilim irfan sahibi olsun. Babası gibi, eşinin babası gibi bir alim yetişsin&#8230;<br />
Ali Rıza Bey ile aralarında geçen o meşhur &#8220;asker mi olsun, hafız mı?&#8221; tartışması, aslında bir annenin evladını her iki dünyada da koruma telaşıydı.</p>
<p>​Zübeyde Hanım, acıyı bal eyleyenlerin kadınıydı. Oülu Ömer’ini kaybettiğinde yandı ciğeri, Fatma’sını, Ahmet’ini, Naciye’sini toprağa verirken büküldü beli&#8230; Ama Mustafa’sı vardı. O tek tesellisi, Milli Mücadele’nin ateşini yaktığında İstanbul’daki Akaretler’deki evinde yapayalnızdı. Felçli vücuduyla işgal askerlerinin baskısına direnirken, &#8220;Oğlun öldü&#8221; diyen sahte haberlere, &#8220;İdam edilecek&#8221; diyen manşetlere karşı tek bir silahı vardı:<strong> Sarsılmaz imanı</strong>.</p>
<p>​Çok az kişi bilir&#8230;<br />
Zübeyde Hanım ömrünün son demlerinde, 1921 yılında cebindeki son kuruşu olan 20 bin kuruşu Darüşşafaka’ya bağışladı. Tek bir vasiyeti vardı: &#8220;<strong>Her yıl Kadir Gecesi&#8217;nde yetim çocuklara benim adıma meyve dağıtılsın&#8230;</strong>&#8221; O, sadece kendi Mustafa’sını değil, bu vatanın tüm yetimlerini evladı bilmişti. Bugün hâlâ o meyveler dağıtılıyorsa, bu &#8220;Molla Zübeyde&#8221;nin bitmeyen şefkatidir.</p>
<p>​Ne acıdır ki; bir dehayı, bir önderi bu vatana hediye eden o elleri öpülesi anneye iftira atacak kadar alçalan zırcahil sürüsüyle de uğraştı bu tarih. Ama Atatürk’ün dediği gibi: &#8220;<strong>Tarih yazmak, yapmak kadar mühimdir.</strong>&#8221; Biz bugün o asil kadının tarihini, onun namusuna ve emeğine sadık kalarak yazıyoruz.</p>
<p>​Zübeyde Hanım, oğlunun kazandığı o büyük zaferi, vatanın kurtuluşunu İzmir’in o güzel havasında soluyarak kapattı gözlerini. Bir anne için en büyük mükafat, evladının vatanı kurtardığını görmektir. O, bu mükafatla göçtü gitti.</p>
<p>​103 yıl önce aramızdan ayrılan, Cumhuriyetimizin mimarını bize bağışlayan değerli Vâlide, asil ve örnek insan Zübeyde Annemizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz.</p>
<p><strong>​Senin yetiştirdiğin o çocuk, bizim ışığımız oldu. Ruhun şad olsun Molla Zübeyde Ana&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6955" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs.jpeg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs.jpeg 1024w, https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs-150x150.jpeg 150w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇALIŞMAYA ÇALIŞAN GAZETECİLER</title>
		<link>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 18:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[10ocakçalışangazetecilergünü]]></category>
		<category><![CDATA[bunehaber]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6914</guid>

					<description><![CDATA[&#160; ​Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, ekranlarda ruhu okşayan kutlama görüntüleri, telefonlarda &#8220;GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN&#8221; mesajları, basın camiasını onore eden plaketler, günün anlam ve önemine istinaden yazılar, sözler v.s. v.s. Oysa bu günün hikayesi, bir bayram kutlamasından çok, bir direnişin ve &#8220;hak mücadelesinin&#8221; adıdır. ​Hani derler ya; &#8220;Bazı mesleklerin mesaisi yoktur.&#8221; Gazetecilik tam da budur işte. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>​Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, ekranlarda ruhu okşayan kutlama görüntüleri, telefonlarda &#8220;GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN&#8221; mesajları, basın camiasını onore eden plaketler, günün anlam ve önemine istinaden yazılar, sözler v.s. v.s.</p>
<p>Oysa bu günün hikayesi, bir bayram kutlamasından çok, bir direnişin ve &#8220;<strong>hak mücadelesinin</strong>&#8221; adıdır.</p>
<p>​Hani derler ya; &#8220;Bazı mesleklerin mesaisi yoktur.&#8221; Gazetecilik tam da budur işte. Herkes gece uykusundayken, saat sabahın 05.00’inde dünyaya bir pencere açmaya çalışan, sıcak evinde kahvesini yudumlayanlara haberi ulaştırmak için savaşın ortasında, depremin enkazında, stadın yağmurunda ömür tüketenlerin adıdır basın.</p>
<p>​Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün o meşhur deyimiyle, &#8220;<strong>Basın, ulusun ortak sesidir.</strong>&#8221; Bu ses, kimi zaman bir çığlığın duyulması, kimi zaman ulaşılması imkânsız sanılan bürokrasinin kulaklarına giden o tek frekanstır. Halkın haber alma özgürlüğü, bir toplumun can damarıdır.</p>
<p>​Ancak bu damar, tarih boyunca hep bir &#8220;günah keçisi&#8221; aranırken zedelenmiştir. Birilerinin kirliliğini, hatasını, yanlışını ortaya döken kalem; suçluymuş gibi adliye koridorlarında koşturulmuş, baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Mesleğin içinde suistimal edenler olsa da, bu durumun cefakâr çoğunluğa atfedilmesi en büyük haksızlıktır.</p>
<p>​10 Ocak’ın kökleri 1961 yılına dayanır. Gazetecilerin çalışma haklarını iyileştiren<strong> 212 sayılı</strong> yasa çıktığında, bazı güç odakları bu yasayı protesto etmek için &#8220;<strong>gazete çıkarmama</strong>&#8221; kararı almıştı. İşte o gün basın emekçileri; patronların boykotuna inat, kendi imkânlarıyla &#8220;<strong>BASIN</strong>&#8221; gazetesini çıkararak halkı habersiz bırakmadılar.</p>
<p>​O gün adı &#8220;<strong>Çalışan Gazeteciler Bayramı&#8221;</strong>ydı. Sonrasında ise hakların budanması, çalışma koşullarının ağırlaşmasıyla o &#8220;bayram&#8221; kelimesi yorgun düştü; geriye sadece &#8220;<strong>Çalışan Gazeteciler Günü&#8221;</strong> kaldı.</p>
<p>​Bugün gazetecilik; şöhret merdivenlerinde hızlı tırmanışlara değil, entelektüel birikime ve sabra dayalı bir alçak gönüllü deneyim olması gerekirken, ne yazık ki sosyal güvenliksiz &#8220;gemisini kurtaran kaptan&#8221; yarışına dönüştürülmek isteniyor.</p>
<p>​<strong>Bizim en büyük silahımız kalemimizdir</strong>. Bu silah doğru kullanılırsa bir ulusa ışık, mazluma yoldaş olur. Lâkin taraflı ve yanlış kullanılırsa, toplumun o en büyük sığınağı olan &#8220;güven duvarı&#8221; harap olur.</p>
<p>Bir savaşın ortasında mermilerin ve bombaların arasında ölümü koklayarak haber ulaştıran o muhabirlerin kahramanlığı, aslında bu mesleğin özünde yatan o sarsılmaz iradenin kanıtıdır. Onların işi; olayları, belgeleri derleyip tarafsızca halka sunmaktır. Çünkü demokratik bir toplumun oksijeni, özgür basındır.</p>
<p>​<strong>Son Söz&#8230;</strong></p>
<p>​Zor şartlar altında toplumun aydınlatılması gibi kutsal bir görevi yerine getiren, vefat eden meslektaşlarımızı rahmetle anarken, sahadaki tüm yol arkadaşlarımıza selam olsun.</p>
<p><strong>​10 Ocak, bir protokol günü değil; kalemin namusunu, emeğin değerini ve halkın gerçeğe ulaşma hakkını yeniden hatırlama günüdür.</strong></p>
<p>​Tüm ulusal ve yerel basın camiamızın, gerçek anlamda &#8220;bayram&#8221; tadında çalışabileceği günlere kavuşması dileğiyle; <strong>10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6916" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt.jpeg" alt="" width="1024" height="1022" srcset="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt.jpeg 1024w, https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt-150x150.jpeg 150w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><em>Görsel yapay zeka ile tasarlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇANAKKALE KAHRAMANI ŞERİFE BACI</title>
		<link>https://bunehaber.com/canakkale-kahramani-serife-baci-h5844.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/canakkale-kahramani-serife-baci-h5844.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 12:25:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=5844</guid>

					<description><![CDATA[Çanakkale Destanı&#8230; Öyle kahramanlıklarla, öyle mücadelelerle dolu ki&#8230; Bunun yanısıra da bu şanlı zaferin nasıl kazanıldığının hüzün dolu hikayeleri&#8230; Bu destanın içinde imzası olan yediden yetmişe, erkek, kadın, kız, kızan, dede, torun, çoluk çocuk&#8230; Bu kahramanlardan birisi de ŞERİFE BACIDIR&#8230; Şerife henüz 16 yaşında evlendirilir. Düğününden birkaç sonra ay sonra Çanakkale Savaş&#8217;ı patlak verir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale Destanı&#8230;<br />
Öyle kahramanlıklarla, öyle mücadelelerle dolu ki&#8230;<br />
Bunun yanısıra da bu şanlı zaferin nasıl kazanıldığının hüzün dolu hikayeleri&#8230;<br />
Bu destanın içinde imzası olan yediden yetmişe, erkek, kadın, kız, kızan, dede, torun, çoluk çocuk&#8230;</p>
<p>Bu kahramanlardan birisi de ŞERİFE BACIDIR&#8230;</p>
<p>Şerife henüz 16 yaşında evlendirilir. Düğününden birkaç sonra ay sonra Çanakkale Savaş&#8217;ı patlak verir ve eşi orduya katılır, şehit düşer.</p>
<p>21 yaşına geldiğinde köylü onun yalnız kalmasını doğru bulmaz ve köyde yalnız yaşayan savaş gazisi Topal Yusuf&#8217;la evlendirilir. Yusuf savaşta sol bacağını ve bir gözünü kaybetmiştir. Kulakları da günden güne az işitmektedir. Üç yıl sonra bir kız çocukları olur ve adını Elif koyarlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Savaşın hiddeti gitgide artmaktadır. Ankara&#8217;dan talimat gelir; İnebolu&#8217;dan kağnılarla Kastamonu&#8217;ya cephane taşınacaktır. Her evden bir kağnı yola çıkacaktır.<br />
Erkek varsa erkek, yoksa kadın bu VATAN GÖREVİNİ yapması gerekmektedir.</p>
<p>Şerife Bacı, minik yavrusu Elif&#8217;ini bırakacak kimseyi bulamaz. Bebesi de hâlâ annesinden süt emiyordur.</p>
<p>1921 yılı Aralık ayının son günlerinde çetin bir dönemi Şerife bacı Elif&#8217;iyle birlikte yola çıkar.</p>
<p>Bebesi için top mermilerinin arasında bir yer ayarlar. Üzerine yün yorgan örter. Bu halde uzun bir yol alır. Bir süre sonra kağnısı durur. Kağnıyı çeken öküzünün biri olduğu yere yığılır. Ne yapıp ettiyse ayağa kaldıramaz hayvancağızı&#8230;</p>
<p>Kendisi de bebesi de iyice acıkmışlardır.<br />
Hava şartları çok çetindir ve daha da ağırlaşmaya başlamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kar ve soğuk dermanını kesse de son bir gayretle Kastamonu Kışlası&#8217;na yaklaşmıştır. Yağış şiddetlenmeye başlayınca top mermileri ıslanmasın diye gocuğunu mermilerin üstüne örter. Ufacık yavrusunun soğuktan elleri, çenesi tirtir titriyordur<br />
Yorgun ve aç Serife Bacı, Elif&#8217;i ölmesin diye de üzerine abanır&#8230;<br />
Vücut sıcaklığını yavrusuna verir. Şerife Bacı keskin ve dondurucu soğuğa daha fazla dayanamaz ve 24 yaşında donarak şehit olur&#8230;</p>
<p>Bu Vatan işgalcilerinden böyle kurtarıldı.<br />
Cumhuriyet böyle kuruldu.</p>
<p>Bu destan öyle bir destan ki tarihçilerin yazarken gözyaşı döktüğü, tarihin önlerinde selam durduğu, eşi benzerine az rastlanan kahramanlıkların destanıdır.</p>
<p>Bu vatana düşman ayağı bastırtmayan, bayrağımızı göklerde dalgalandıran Şerife Bacı ve onun gibi nice kahramanlarımıza ne kadar şükretsek azdır.</p>
<p>Allah ona ve tüm şehitlerimize rahmet eylesin mekanları cennet inşallah.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/canakkale-kahramani-serife-baci-h5844.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
