<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hakan öztürk &#8211; Bu Ne Haber</title>
	<atom:link href="https://bunehaber.com/tag/hakan-ozturk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bunehaber.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 19 Jan 2026 11:41:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>BİR FİDAN DAHA KIRILDI ADALET BEKLENİRKEN</title>
		<link>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 11:41:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[#atlasçağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyasısı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[Bugün kağıdı kalemi değil, yüreğimizi masaya koyalım. Çünkü bugün, 15 yaşında, hayatlarının baharında, gülüşü bir parkta, bir mahalle arasında yarım kalan evlatlarımızı konuşalım.. ​ Yaşamları, umutları çalınan çocukların fotoğraflarına iyi bakın&#8230; Atlas’ın o vakur bakışına, Mattia Ahmet’in masumiyetine, Alperen’in hayat dolu duruşuna, Hakan’ın kız kardeşini koruma azmine&#8230; Onlar &#8220;çocuktu.&#8221; Ama onları hayattan koparanlar da &#8220;çocuk&#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün kağıdı kalemi değil, yüreğimizi masaya koyalım. Çünkü bugün, 15 yaşında, hayatlarının baharında, gülüşü bir parkta, bir mahalle arasında yarım kalan evlatlarımızı konuşalım..</p>
<p><strong>​ Yaşamları, umutları çalınan çocukların fotoğraflarına iyi bakın&#8230;</strong></p>
<p>Atlas’ın o vakur bakışına, Mattia Ahmet’in masumiyetine, Alperen’in hayat dolu duruşuna, Hakan’ın kız kardeşini koruma azmine&#8230;</p>
<p>Onlar &#8220;çocuktu.&#8221; Ama onları hayattan koparanlar da &#8220;çocuk&#8221; diye mi anılacak?</p>
<p>​Sokaktaki o &#8220;üç beş serserilerin,&#8221; ne idüğü belirsiz zorbaların tek bir dayanakları var: <strong>Cezasızlık&#8230;</strong></p>
<p>&#8220;Nasıl olsa yaşım küçük, nasıl olsa infaz yasasıyla çıkarım, nasıl olsa birkaç yıla &#8216;baba tahliye&#8217; fotoğrafı paylaşırım&#8221; diyen o zehirli zihniyet&#8230;</p>
<p><strong>İşte o zihniyet, bugün sokakları birer kan gölüne çeviriyor.</strong></p>
<p><strong>​Cezasızlık, suçu teşvik eder.</strong> Eğer bir toplumda çocuklar korunamıyorsa, bunun tek nedeni suçluların cesareti değil, o suçlulara <strong>&#8220;dur&#8221;</strong> <strong>diyemeyen yetersiz yasalardır.</strong> Bir çocuğu kalbinden bıçaklamanın, &#8220;yan baktın&#8221; diyerek bir hayatı söndürmenin <strong>&#8220;hafifletici nedeni&#8221; olamaz!</strong></p>
<p>​Nice tanıdığımız evlatlarımız, yeğenlerimiz, canlarımız gibi sevdiğimiz, gözlerini daldan, budaktan uzak tuttuğumuz çocuklarımız&#8230;</p>
<p>Kavga edenleri ayırayım derken, niyeti güzel, yüzü güzel o fidan, sırf barış gelsin diye gittiği yerde sustalıyla karşılaşıyorsa; orada insanlık çoktan can çekişiyor demektir. <strong>Bir anne-baba evladını okula, parka değil, adeta bir cepheye gönderiyorsa; hangi sistemden, hangi huzurdan bahsedebiliriz?</strong></p>
<p>​Bizim sistemden beklentimiz, &#8220;çocuktur&#8221; denilerek katillerin sokağa salınması değil; <strong>masum çocukların yaşama haklarının kutsal bilinmesidir.</strong> Adalet, sadece mahkeme duvarlarında yazan bir kelime değil, sokaktaki o 15 yaşındaki fidanın nefes alabilme garantisi olmalıdır.</p>
<p>​Artık kibarlığın, nezaketin, anlayışın &#8220;zayıflık&#8221; sayıldığı bu karanlık dönemi yırtıp atmak zorundayız. Evlatlarımıza sahip çıkamadık, bari onların hatırasına ve adaletine sahip çıkalım.</p>
<p>​1-2 sene sonra &#8220;baba tahliye&#8221; yazan bir gençlik değil; elinde kitapla, yüreğinde merhametle, başı dik yürüyen bir gençlik istiyoruz.</p>
<p><strong>​Atlas için, Alperen için, Ahmet için, Hakan için ve ismi duyulmayan binlerce &#8220;melek&#8221; evladımız için adalet!</strong></p>
<p>​Çünkü bir çocuk ölünce sadece bir can gitmez; o milletin geleceği, umudu ve vicdanı toprağa gömülür.</p>
<p>​Bugün 15 yaşındaki fidanlarımızı toprağa verirken, onları hayattan koparanların &#8220;çocuk&#8221; zırhına sığınmalarını kabul etmiyoruz. <strong>Yan bakma bahanesiyle sönen hayatlar, yetersiz yasaların kurbanıdır.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7123" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/kjgsdsdkfsa.jpeg" alt="" width="711" height="661" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR MİLLETİ DOĞURAN ANA: MOLLA ZÜBEYDE</title>
		<link>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 10:55:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde hanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6954</guid>

					<description><![CDATA[Bazı kadınlar sadece bir çocuk doğurmazlar; bir tarihi, bir devrimi, bir milletin kaderini de doğururlar. ​Takvimler 14 Ocak 1923’ü gösterdiğinde, İzmir’de yorgun bir yürek sustu. Ama o yürek durana kadar neler sığdırmıştı o 66 yıla? Dört evladını toprağa vermiş, birinin parçalanmış bedenine şahit olmuş, eşini kaybetmiş, işgal yıllarında oğlunun idam fermanını gazetelerde okumuş ama bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kadınlar sadece bir çocuk doğurmazlar; bir tarihi, bir devrimi, bir milletin kaderini de doğururlar.</p>
<p>​Takvimler 14 Ocak 1923’ü gösterdiğinde, İzmir’de yorgun bir yürek sustu. Ama o yürek durana kadar neler sığdırmıştı o 66 yıla?<br />
Dört evladını toprağa vermiş, birinin parçalanmış bedenine şahit olmuş, eşini kaybetmiş, işgal yıllarında oğlunun idam fermanını gazetelerde okumuş ama bir gün bile başını öne eğmemişti.</p>
<p>​Halk arasında ona &#8220;<strong>Molla Zübeyde</strong>&#8221; derlerdi. Sanıldığı gibi sadece dindarlığından değil; okuma yazmanın mucize sayıldığı o yıllarda bilgeliğiyle, görgüsüyle ve çevresine verdiği akılla bu lakabı almıştı. Selanik’in dar sokaklarında bir mesele düğümlendi mi, <strong>&#8220;Gidin Molla Zübeyde’ye sorun, o bilir&#8221;</strong> derlerdi.</p>
<p>​ Oğlu Mustafa’sının elinden tutup mahalle mektebine götürürken de içindeki o büyük inancın sesini dinliyordu. İstiyordu ki oğlu hafız olsun, ilim irfan sahibi olsun. Babası gibi, eşinin babası gibi bir alim yetişsin&#8230;<br />
Ali Rıza Bey ile aralarında geçen o meşhur &#8220;asker mi olsun, hafız mı?&#8221; tartışması, aslında bir annenin evladını her iki dünyada da koruma telaşıydı.</p>
<p>​Zübeyde Hanım, acıyı bal eyleyenlerin kadınıydı. Oülu Ömer’ini kaybettiğinde yandı ciğeri, Fatma’sını, Ahmet’ini, Naciye’sini toprağa verirken büküldü beli&#8230; Ama Mustafa’sı vardı. O tek tesellisi, Milli Mücadele’nin ateşini yaktığında İstanbul’daki Akaretler’deki evinde yapayalnızdı. Felçli vücuduyla işgal askerlerinin baskısına direnirken, &#8220;Oğlun öldü&#8221; diyen sahte haberlere, &#8220;İdam edilecek&#8221; diyen manşetlere karşı tek bir silahı vardı:<strong> Sarsılmaz imanı</strong>.</p>
<p>​Çok az kişi bilir&#8230;<br />
Zübeyde Hanım ömrünün son demlerinde, 1921 yılında cebindeki son kuruşu olan 20 bin kuruşu Darüşşafaka’ya bağışladı. Tek bir vasiyeti vardı: &#8220;<strong>Her yıl Kadir Gecesi&#8217;nde yetim çocuklara benim adıma meyve dağıtılsın&#8230;</strong>&#8221; O, sadece kendi Mustafa’sını değil, bu vatanın tüm yetimlerini evladı bilmişti. Bugün hâlâ o meyveler dağıtılıyorsa, bu &#8220;Molla Zübeyde&#8221;nin bitmeyen şefkatidir.</p>
<p>​Ne acıdır ki; bir dehayı, bir önderi bu vatana hediye eden o elleri öpülesi anneye iftira atacak kadar alçalan zırcahil sürüsüyle de uğraştı bu tarih. Ama Atatürk’ün dediği gibi: &#8220;<strong>Tarih yazmak, yapmak kadar mühimdir.</strong>&#8221; Biz bugün o asil kadının tarihini, onun namusuna ve emeğine sadık kalarak yazıyoruz.</p>
<p>​Zübeyde Hanım, oğlunun kazandığı o büyük zaferi, vatanın kurtuluşunu İzmir’in o güzel havasında soluyarak kapattı gözlerini. Bir anne için en büyük mükafat, evladının vatanı kurtardığını görmektir. O, bu mükafatla göçtü gitti.</p>
<p>​103 yıl önce aramızdan ayrılan, Cumhuriyetimizin mimarını bize bağışlayan değerli Vâlide, asil ve örnek insan Zübeyde Annemizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz.</p>
<p><strong>​Senin yetiştirdiğin o çocuk, bizim ışığımız oldu. Ruhun şad olsun Molla Zübeyde Ana&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6955" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs.jpeg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs.jpeg 1024w, https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs-150x150.jpeg 150w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇALIŞMAYA ÇALIŞAN GAZETECİLER</title>
		<link>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 18:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[10ocakçalışangazetecilergünü]]></category>
		<category><![CDATA[bunehaber]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6914</guid>

					<description><![CDATA[&#160; ​Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, ekranlarda ruhu okşayan kutlama görüntüleri, telefonlarda &#8220;GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN&#8221; mesajları, basın camiasını onore eden plaketler, günün anlam ve önemine istinaden yazılar, sözler v.s. v.s. Oysa bu günün hikayesi, bir bayram kutlamasından çok, bir direnişin ve &#8220;hak mücadelesinin&#8221; adıdır. ​Hani derler ya; &#8220;Bazı mesleklerin mesaisi yoktur.&#8221; Gazetecilik tam da budur işte. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>​Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, ekranlarda ruhu okşayan kutlama görüntüleri, telefonlarda &#8220;GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN&#8221; mesajları, basın camiasını onore eden plaketler, günün anlam ve önemine istinaden yazılar, sözler v.s. v.s.</p>
<p>Oysa bu günün hikayesi, bir bayram kutlamasından çok, bir direnişin ve &#8220;<strong>hak mücadelesinin</strong>&#8221; adıdır.</p>
<p>​Hani derler ya; &#8220;Bazı mesleklerin mesaisi yoktur.&#8221; Gazetecilik tam da budur işte. Herkes gece uykusundayken, saat sabahın 05.00’inde dünyaya bir pencere açmaya çalışan, sıcak evinde kahvesini yudumlayanlara haberi ulaştırmak için savaşın ortasında, depremin enkazında, stadın yağmurunda ömür tüketenlerin adıdır basın.</p>
<p>​Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün o meşhur deyimiyle, &#8220;<strong>Basın, ulusun ortak sesidir.</strong>&#8221; Bu ses, kimi zaman bir çığlığın duyulması, kimi zaman ulaşılması imkânsız sanılan bürokrasinin kulaklarına giden o tek frekanstır. Halkın haber alma özgürlüğü, bir toplumun can damarıdır.</p>
<p>​Ancak bu damar, tarih boyunca hep bir &#8220;günah keçisi&#8221; aranırken zedelenmiştir. Birilerinin kirliliğini, hatasını, yanlışını ortaya döken kalem; suçluymuş gibi adliye koridorlarında koşturulmuş, baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Mesleğin içinde suistimal edenler olsa da, bu durumun cefakâr çoğunluğa atfedilmesi en büyük haksızlıktır.</p>
<p>​10 Ocak’ın kökleri 1961 yılına dayanır. Gazetecilerin çalışma haklarını iyileştiren<strong> 212 sayılı</strong> yasa çıktığında, bazı güç odakları bu yasayı protesto etmek için &#8220;<strong>gazete çıkarmama</strong>&#8221; kararı almıştı. İşte o gün basın emekçileri; patronların boykotuna inat, kendi imkânlarıyla &#8220;<strong>BASIN</strong>&#8221; gazetesini çıkararak halkı habersiz bırakmadılar.</p>
<p>​O gün adı &#8220;<strong>Çalışan Gazeteciler Bayramı&#8221;</strong>ydı. Sonrasında ise hakların budanması, çalışma koşullarının ağırlaşmasıyla o &#8220;bayram&#8221; kelimesi yorgun düştü; geriye sadece &#8220;<strong>Çalışan Gazeteciler Günü&#8221;</strong> kaldı.</p>
<p>​Bugün gazetecilik; şöhret merdivenlerinde hızlı tırmanışlara değil, entelektüel birikime ve sabra dayalı bir alçak gönüllü deneyim olması gerekirken, ne yazık ki sosyal güvenliksiz &#8220;gemisini kurtaran kaptan&#8221; yarışına dönüştürülmek isteniyor.</p>
<p>​<strong>Bizim en büyük silahımız kalemimizdir</strong>. Bu silah doğru kullanılırsa bir ulusa ışık, mazluma yoldaş olur. Lâkin taraflı ve yanlış kullanılırsa, toplumun o en büyük sığınağı olan &#8220;güven duvarı&#8221; harap olur.</p>
<p>Bir savaşın ortasında mermilerin ve bombaların arasında ölümü koklayarak haber ulaştıran o muhabirlerin kahramanlığı, aslında bu mesleğin özünde yatan o sarsılmaz iradenin kanıtıdır. Onların işi; olayları, belgeleri derleyip tarafsızca halka sunmaktır. Çünkü demokratik bir toplumun oksijeni, özgür basındır.</p>
<p>​<strong>Son Söz&#8230;</strong></p>
<p>​Zor şartlar altında toplumun aydınlatılması gibi kutsal bir görevi yerine getiren, vefat eden meslektaşlarımızı rahmetle anarken, sahadaki tüm yol arkadaşlarımıza selam olsun.</p>
<p><strong>​10 Ocak, bir protokol günü değil; kalemin namusunu, emeğin değerini ve halkın gerçeğe ulaşma hakkını yeniden hatırlama günüdür.</strong></p>
<p>​Tüm ulusal ve yerel basın camiamızın, gerçek anlamda &#8220;bayram&#8221; tadında çalışabileceği günlere kavuşması dileğiyle; <strong>10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6916" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt.jpeg" alt="" width="1024" height="1022" srcset="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt.jpeg 1024w, https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt-150x150.jpeg 150w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><em>Görsel yapay zeka ile tasarlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
