<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>köşeyazarı &#8211; Bu Ne Haber</title>
	<atom:link href="https://bunehaber.com/tag/koseyazari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bunehaber.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 19 Jan 2026 11:41:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>BİR FİDAN DAHA KIRILDI ADALET BEKLENİRKEN</title>
		<link>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 11:41:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[#atlasçağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyasısı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[Bugün kağıdı kalemi değil, yüreğimizi masaya koyalım. Çünkü bugün, 15 yaşında, hayatlarının baharında, gülüşü bir parkta, bir mahalle arasında yarım kalan evlatlarımızı konuşalım.. ​ Yaşamları, umutları çalınan çocukların fotoğraflarına iyi bakın&#8230; Atlas’ın o vakur bakışına, Mattia Ahmet’in masumiyetine, Alperen’in hayat dolu duruşuna, Hakan’ın kız kardeşini koruma azmine&#8230; Onlar &#8220;çocuktu.&#8221; Ama onları hayattan koparanlar da &#8220;çocuk&#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün kağıdı kalemi değil, yüreğimizi masaya koyalım. Çünkü bugün, 15 yaşında, hayatlarının baharında, gülüşü bir parkta, bir mahalle arasında yarım kalan evlatlarımızı konuşalım..</p>
<p><strong>​ Yaşamları, umutları çalınan çocukların fotoğraflarına iyi bakın&#8230;</strong></p>
<p>Atlas’ın o vakur bakışına, Mattia Ahmet’in masumiyetine, Alperen’in hayat dolu duruşuna, Hakan’ın kız kardeşini koruma azmine&#8230;</p>
<p>Onlar &#8220;çocuktu.&#8221; Ama onları hayattan koparanlar da &#8220;çocuk&#8221; diye mi anılacak?</p>
<p>​Sokaktaki o &#8220;üç beş serserilerin,&#8221; ne idüğü belirsiz zorbaların tek bir dayanakları var: <strong>Cezasızlık&#8230;</strong></p>
<p>&#8220;Nasıl olsa yaşım küçük, nasıl olsa infaz yasasıyla çıkarım, nasıl olsa birkaç yıla &#8216;baba tahliye&#8217; fotoğrafı paylaşırım&#8221; diyen o zehirli zihniyet&#8230;</p>
<p><strong>İşte o zihniyet, bugün sokakları birer kan gölüne çeviriyor.</strong></p>
<p><strong>​Cezasızlık, suçu teşvik eder.</strong> Eğer bir toplumda çocuklar korunamıyorsa, bunun tek nedeni suçluların cesareti değil, o suçlulara <strong>&#8220;dur&#8221;</strong> <strong>diyemeyen yetersiz yasalardır.</strong> Bir çocuğu kalbinden bıçaklamanın, &#8220;yan baktın&#8221; diyerek bir hayatı söndürmenin <strong>&#8220;hafifletici nedeni&#8221; olamaz!</strong></p>
<p>​Nice tanıdığımız evlatlarımız, yeğenlerimiz, canlarımız gibi sevdiğimiz, gözlerini daldan, budaktan uzak tuttuğumuz çocuklarımız&#8230;</p>
<p>Kavga edenleri ayırayım derken, niyeti güzel, yüzü güzel o fidan, sırf barış gelsin diye gittiği yerde sustalıyla karşılaşıyorsa; orada insanlık çoktan can çekişiyor demektir. <strong>Bir anne-baba evladını okula, parka değil, adeta bir cepheye gönderiyorsa; hangi sistemden, hangi huzurdan bahsedebiliriz?</strong></p>
<p>​Bizim sistemden beklentimiz, &#8220;çocuktur&#8221; denilerek katillerin sokağa salınması değil; <strong>masum çocukların yaşama haklarının kutsal bilinmesidir.</strong> Adalet, sadece mahkeme duvarlarında yazan bir kelime değil, sokaktaki o 15 yaşındaki fidanın nefes alabilme garantisi olmalıdır.</p>
<p>​Artık kibarlığın, nezaketin, anlayışın &#8220;zayıflık&#8221; sayıldığı bu karanlık dönemi yırtıp atmak zorundayız. Evlatlarımıza sahip çıkamadık, bari onların hatırasına ve adaletine sahip çıkalım.</p>
<p>​1-2 sene sonra &#8220;baba tahliye&#8221; yazan bir gençlik değil; elinde kitapla, yüreğinde merhametle, başı dik yürüyen bir gençlik istiyoruz.</p>
<p><strong>​Atlas için, Alperen için, Ahmet için, Hakan için ve ismi duyulmayan binlerce &#8220;melek&#8221; evladımız için adalet!</strong></p>
<p>​Çünkü bir çocuk ölünce sadece bir can gitmez; o milletin geleceği, umudu ve vicdanı toprağa gömülür.</p>
<p>​Bugün 15 yaşındaki fidanlarımızı toprağa verirken, onları hayattan koparanların &#8220;çocuk&#8221; zırhına sığınmalarını kabul etmiyoruz. <strong>Yan bakma bahanesiyle sönen hayatlar, yetersiz yasaların kurbanıdır.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7123" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/kjgsdsdkfsa.jpeg" alt="" width="711" height="661" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/bir-fidan-daha-kirildi-adalet-beklenirken-h7122.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇALIŞMAYA ÇALIŞAN GAZETECİLER</title>
		<link>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 18:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[10ocakçalışangazetecilergünü]]></category>
		<category><![CDATA[bunehaber]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6914</guid>

					<description><![CDATA[&#160; ​Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, ekranlarda ruhu okşayan kutlama görüntüleri, telefonlarda &#8220;GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN&#8221; mesajları, basın camiasını onore eden plaketler, günün anlam ve önemine istinaden yazılar, sözler v.s. v.s. Oysa bu günün hikayesi, bir bayram kutlamasından çok, bir direnişin ve &#8220;hak mücadelesinin&#8221; adıdır. ​Hani derler ya; &#8220;Bazı mesleklerin mesaisi yoktur.&#8221; Gazetecilik tam da budur işte. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>​Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, ekranlarda ruhu okşayan kutlama görüntüleri, telefonlarda &#8220;GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN&#8221; mesajları, basın camiasını onore eden plaketler, günün anlam ve önemine istinaden yazılar, sözler v.s. v.s.</p>
<p>Oysa bu günün hikayesi, bir bayram kutlamasından çok, bir direnişin ve &#8220;<strong>hak mücadelesinin</strong>&#8221; adıdır.</p>
<p>​Hani derler ya; &#8220;Bazı mesleklerin mesaisi yoktur.&#8221; Gazetecilik tam da budur işte. Herkes gece uykusundayken, saat sabahın 05.00’inde dünyaya bir pencere açmaya çalışan, sıcak evinde kahvesini yudumlayanlara haberi ulaştırmak için savaşın ortasında, depremin enkazında, stadın yağmurunda ömür tüketenlerin adıdır basın.</p>
<p>​Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün o meşhur deyimiyle, &#8220;<strong>Basın, ulusun ortak sesidir.</strong>&#8221; Bu ses, kimi zaman bir çığlığın duyulması, kimi zaman ulaşılması imkânsız sanılan bürokrasinin kulaklarına giden o tek frekanstır. Halkın haber alma özgürlüğü, bir toplumun can damarıdır.</p>
<p>​Ancak bu damar, tarih boyunca hep bir &#8220;günah keçisi&#8221; aranırken zedelenmiştir. Birilerinin kirliliğini, hatasını, yanlışını ortaya döken kalem; suçluymuş gibi adliye koridorlarında koşturulmuş, baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Mesleğin içinde suistimal edenler olsa da, bu durumun cefakâr çoğunluğa atfedilmesi en büyük haksızlıktır.</p>
<p>​10 Ocak’ın kökleri 1961 yılına dayanır. Gazetecilerin çalışma haklarını iyileştiren<strong> 212 sayılı</strong> yasa çıktığında, bazı güç odakları bu yasayı protesto etmek için &#8220;<strong>gazete çıkarmama</strong>&#8221; kararı almıştı. İşte o gün basın emekçileri; patronların boykotuna inat, kendi imkânlarıyla &#8220;<strong>BASIN</strong>&#8221; gazetesini çıkararak halkı habersiz bırakmadılar.</p>
<p>​O gün adı &#8220;<strong>Çalışan Gazeteciler Bayramı&#8221;</strong>ydı. Sonrasında ise hakların budanması, çalışma koşullarının ağırlaşmasıyla o &#8220;bayram&#8221; kelimesi yorgun düştü; geriye sadece &#8220;<strong>Çalışan Gazeteciler Günü&#8221;</strong> kaldı.</p>
<p>​Bugün gazetecilik; şöhret merdivenlerinde hızlı tırmanışlara değil, entelektüel birikime ve sabra dayalı bir alçak gönüllü deneyim olması gerekirken, ne yazık ki sosyal güvenliksiz &#8220;gemisini kurtaran kaptan&#8221; yarışına dönüştürülmek isteniyor.</p>
<p>​<strong>Bizim en büyük silahımız kalemimizdir</strong>. Bu silah doğru kullanılırsa bir ulusa ışık, mazluma yoldaş olur. Lâkin taraflı ve yanlış kullanılırsa, toplumun o en büyük sığınağı olan &#8220;güven duvarı&#8221; harap olur.</p>
<p>Bir savaşın ortasında mermilerin ve bombaların arasında ölümü koklayarak haber ulaştıran o muhabirlerin kahramanlığı, aslında bu mesleğin özünde yatan o sarsılmaz iradenin kanıtıdır. Onların işi; olayları, belgeleri derleyip tarafsızca halka sunmaktır. Çünkü demokratik bir toplumun oksijeni, özgür basındır.</p>
<p>​<strong>Son Söz&#8230;</strong></p>
<p>​Zor şartlar altında toplumun aydınlatılması gibi kutsal bir görevi yerine getiren, vefat eden meslektaşlarımızı rahmetle anarken, sahadaki tüm yol arkadaşlarımıza selam olsun.</p>
<p><strong>​10 Ocak, bir protokol günü değil; kalemin namusunu, emeğin değerini ve halkın gerçeğe ulaşma hakkını yeniden hatırlama günüdür.</strong></p>
<p>​Tüm ulusal ve yerel basın camiamızın, gerçek anlamda &#8220;bayram&#8221; tadında çalışabileceği günlere kavuşması dileğiyle; <strong>10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6916" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt.jpeg" alt="" width="1024" height="1022" srcset="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt.jpeg 1024w, https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/gzt-150x150.jpeg 150w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><em>Görsel yapay zeka ile tasarlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/calismaya-calisan-gazeteciler-h6914.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇANAKKALE KAHRAMANI ŞERİFE BACI</title>
		<link>https://bunehaber.com/canakkale-kahramani-serife-baci-h5844.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/canakkale-kahramani-serife-baci-h5844.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 12:25:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=5844</guid>

					<description><![CDATA[Çanakkale Destanı&#8230; Öyle kahramanlıklarla, öyle mücadelelerle dolu ki&#8230; Bunun yanısıra da bu şanlı zaferin nasıl kazanıldığının hüzün dolu hikayeleri&#8230; Bu destanın içinde imzası olan yediden yetmişe, erkek, kadın, kız, kızan, dede, torun, çoluk çocuk&#8230; Bu kahramanlardan birisi de ŞERİFE BACIDIR&#8230; Şerife henüz 16 yaşında evlendirilir. Düğününden birkaç sonra ay sonra Çanakkale Savaş&#8217;ı patlak verir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale Destanı&#8230;<br />
Öyle kahramanlıklarla, öyle mücadelelerle dolu ki&#8230;<br />
Bunun yanısıra da bu şanlı zaferin nasıl kazanıldığının hüzün dolu hikayeleri&#8230;<br />
Bu destanın içinde imzası olan yediden yetmişe, erkek, kadın, kız, kızan, dede, torun, çoluk çocuk&#8230;</p>
<p>Bu kahramanlardan birisi de ŞERİFE BACIDIR&#8230;</p>
<p>Şerife henüz 16 yaşında evlendirilir. Düğününden birkaç sonra ay sonra Çanakkale Savaş&#8217;ı patlak verir ve eşi orduya katılır, şehit düşer.</p>
<p>21 yaşına geldiğinde köylü onun yalnız kalmasını doğru bulmaz ve köyde yalnız yaşayan savaş gazisi Topal Yusuf&#8217;la evlendirilir. Yusuf savaşta sol bacağını ve bir gözünü kaybetmiştir. Kulakları da günden güne az işitmektedir. Üç yıl sonra bir kız çocukları olur ve adını Elif koyarlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Savaşın hiddeti gitgide artmaktadır. Ankara&#8217;dan talimat gelir; İnebolu&#8217;dan kağnılarla Kastamonu&#8217;ya cephane taşınacaktır. Her evden bir kağnı yola çıkacaktır.<br />
Erkek varsa erkek, yoksa kadın bu VATAN GÖREVİNİ yapması gerekmektedir.</p>
<p>Şerife Bacı, minik yavrusu Elif&#8217;ini bırakacak kimseyi bulamaz. Bebesi de hâlâ annesinden süt emiyordur.</p>
<p>1921 yılı Aralık ayının son günlerinde çetin bir dönemi Şerife bacı Elif&#8217;iyle birlikte yola çıkar.</p>
<p>Bebesi için top mermilerinin arasında bir yer ayarlar. Üzerine yün yorgan örter. Bu halde uzun bir yol alır. Bir süre sonra kağnısı durur. Kağnıyı çeken öküzünün biri olduğu yere yığılır. Ne yapıp ettiyse ayağa kaldıramaz hayvancağızı&#8230;</p>
<p>Kendisi de bebesi de iyice acıkmışlardır.<br />
Hava şartları çok çetindir ve daha da ağırlaşmaya başlamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kar ve soğuk dermanını kesse de son bir gayretle Kastamonu Kışlası&#8217;na yaklaşmıştır. Yağış şiddetlenmeye başlayınca top mermileri ıslanmasın diye gocuğunu mermilerin üstüne örter. Ufacık yavrusunun soğuktan elleri, çenesi tirtir titriyordur<br />
Yorgun ve aç Serife Bacı, Elif&#8217;i ölmesin diye de üzerine abanır&#8230;<br />
Vücut sıcaklığını yavrusuna verir. Şerife Bacı keskin ve dondurucu soğuğa daha fazla dayanamaz ve 24 yaşında donarak şehit olur&#8230;</p>
<p>Bu Vatan işgalcilerinden böyle kurtarıldı.<br />
Cumhuriyet böyle kuruldu.</p>
<p>Bu destan öyle bir destan ki tarihçilerin yazarken gözyaşı döktüğü, tarihin önlerinde selam durduğu, eşi benzerine az rastlanan kahramanlıkların destanıdır.</p>
<p>Bu vatana düşman ayağı bastırtmayan, bayrağımızı göklerde dalgalandıran Şerife Bacı ve onun gibi nice kahramanlarımıza ne kadar şükretsek azdır.</p>
<p>Allah ona ve tüm şehitlerimize rahmet eylesin mekanları cennet inşallah.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/canakkale-kahramani-serife-baci-h5844.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gıda Teröristleri</title>
		<link>https://bunehaber.com/gida-teroristleri-h4980.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/gida-teroristleri-h4980.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Oct 2024 10:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=4980</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Kuzu şiş, dana kıyma, et iskender, tavuk döner, acılı kebap&#8230; Kaymaklı yoğurt, fıstıklı baklava, süt kaymağı, sızma zeytinyağı, tulum peyniri, öğütülmüş pul biber&#8230; İsimlerini okurken bile bir çoğunuzun canı çekmiş, midesinden gurultu sesleri gelmiş, kiminizse acıkmıştır sanırım&#8230; Peki ya hiç et lokantalarının önünde, eşek kavurma, at pirzola, martı döner, katır ciğer, domuz yahni gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kuzu şiş, dana kıyma, et iskender, tavuk döner, acılı kebap&#8230;</p>
<p>Kaymaklı yoğurt, fıstıklı baklava, süt kaymağı, sızma zeytinyağı, tulum peyniri, öğütülmüş pul biber&#8230;</p>
<p>İsimlerini okurken bile bir çoğunuzun canı çekmiş, midesinden gurultu sesleri gelmiş, kiminizse acıkmıştır sanırım&#8230;</p>
<p>Peki ya hiç et lokantalarının önünde, eşek kavurma, at pirzola, martı döner, katır ciğer, domuz yahni gibi isimlere rastladınız mı?</p>
<p>Ya da bir marketin vitrininde margarinli yoğurt, öğütülmüş bezelyeli baklava, jelatinli kaymak, pamuk yağlı zeytinyağı, kireç sulu peynir, hakiki kiremit tozlu pul biberi bulunur yazısıyla karşılaştınız mı?</p>
<p>Bu defa da mideniz ayağa kalktı, tiksinerek okudunuz büyük olasılıkla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lokantaların, marketlerin, manavların, kasapların camlarında bu afişlere hiç rastladınız mı?</p>
<p>Rastlamadığınızdan ve de rastlayamayacağınızdan yüzde yüz eminim&#8230;</p>
<p>Rastlayamazsınız da&#8230;<br />
Çünkü yasak olduğunu biliyorlar hem de çok iyi biliyorlar&#8230;</p>
<p>Yasalarını, yasaklarını, cezalarını, günahını, sevabını haramını helalini hem de öyle biliyorlar ki&#8230;</p>
<p>Bunu çok iyi bildiklerinden, dümeni de nasıl çevireceklerinde usta olmuşlar iyice&#8230;</p>
<p>Peki bize yedirdiler mi?</p>
<p><strong>YEDİRDİLER AZİZİM</strong>&#8230; Hem de öyle bir yedirdiler ki&#8230;</p>
<p>Neler neler..<br />
Neler neler&#8230;</p>
<p>Nerede?</p>
<p>Nasıl?</p>
<p>Kafelerde, lokantalarda, büyük restaurantlarda, kamuya açık, aklınıza gelebilecek hijyensiz bir çok mekânlarda&#8230;</p>
<p>Toplu bir şekilde, elden en kolay çıkacak yerlerde&#8230;</p>
<p>Porsiyon porsiyon&#8230;<br />
Paket paket&#8230;<br />
Balya balya&#8230;</p>
<p>İçine baharatı basıp basıp, Çin tuzuyla harmanlayarak, sucuk, salam, sosis, köfte, ciğer yahni yapıp, at, eşek, domuz etini yedirdiler hepimize&#8230;</p>
<p>Kireç suyunu peynire, kiremit tozunu bibere, bezelye tozunu baklavaya, margarini yoğurda, jelatini kaymağa katarak..</p>
<p>Hem de çoluk çocuk, genç yaşlı, öğrenci, fakir fukara demeden&#8230;</p>
<p>Cebinde parası olmadığı için üniversite yurduna gidemeyen ve eve ekmek götürecek para bulamayıp intihar eden, babaları, öğrencileri bahane ederek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güya halk yiyebilsin diyerek, pahalılıkla mücadele ettiklerini öne sürerek, fiyatları bir milim aşağı aşağı çekerek&#8230;</p>
<p>Maddi sıkıntıdan dolayı biraz daha ekonomik olsun diye ucuza yönelen vatandaşı fırsat bilerek&#8230;.</p>
<p>Ellerine geçen tek tırnaklı, çok tırnaklı, mundar demeden kesip kesip, orasını burasını içlerine katarak vatandaşa yedirdiler bir şekilde&#8230;</p>
<p>Bazı marka salamların içerisine, renk versin diye karmin isimli pigment böceklerinin kanlarını karıştırarak&#8230;</p>
<p>Hatta dinimizce haram olan domuz etini bile&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de, yıllık 3 milyon ton domuz eti tüketimi ilk duyduğumuzda hayretlere düşsek de maalesef acı bir gerçek ki her denetimlerde ürünler içerisinde muhakkak domuz eti karışımına denk geliyoruz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yayınlananlar ise sadece beyaz ve kırmızı et ürünlerinde tespit edilenlerin bir kısmı&#8230;</p>
<p>Ya bir de diğer ürünlere katılanlar&#8230;</p>
<p>Sağlıkmış, vatandaşmış, harammış kimin umurunda&#8230;</p>
<p>Tarım Bakanlığı zaman zaman periyodik olarak tüm il ve ilçelerde gıda denetimlerinde bulunuyor ve bu gıda teröristlerine hapis ve para cezası getireceğini duyuruyor.</p>
<p>Peki buna benzer hile ve sahtekarlıklar evvelki dönemlerde de yaşanmış mıydı?</p>
<p>Evet alâsıyla hem de&#8230;</p>
<p>Hapis cezası hükmedileni görmedik ama para cezası yiyen firmalar olmuştu.</p>
<p>Peki ya sonuç?!</p>
<p>Hiçbir şey değişmedi ve yine aynı hiddetle hatta yükselen bir ivmeyle yapan, aynı ahlaksızlığa devam etti ve de devam ediyor.</p>
<p>Hatta kesilen para cezalarını ürünlere yansıtarak acısını vatandaştan çıkarıyorlar&#8230;</p>
<p>Bu yapılan kalpazanlıklar ilk değil ve caydırıcı cezalar olmadığı müddetçe son da olmayacak. Kesinlikle kapatma ve hapis gibi ağır yaptırımlar olması gerekiyor&#8230;</p>
<p>Neticede vicdan sahibi olmayan, fırsat düşkünü firmalar, ismini duyduğumuzda bile tiksindiğimiz ürünleri, bize lokma lokma yedirmeye devam edecekler azizim&#8230;<br />
HEM DE AFİYETLE&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/gida-teroristleri-h4980.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çekin O Pis Ellerinizi</title>
		<link>https://bunehaber.com/cekin-o-pis-ellerinizi-h4735.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/cekin-o-pis-ellerinizi-h4735.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Sep 2024 13:53:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[narin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=4735</guid>

					<description><![CDATA[&#8230; Nereye gidiyoruz? &#8211;Sana oyuncak bebek aldım, onu göstereyim sana olmaz mı. &#8211;Tamam olur. Sen her gün bize şeker dağıtan amcasın değil mi? &#8211;Evet. Ama bugün bebek de var. &#8211;Amca neresi burası. Kapıları neden kapattın? Biraz karanlık değilmi? &#8212; Gitsem ben. Annem de merak eder gitmek istiyorum. &#8212; Merak etmez annen, duralım işte burada. Zaten [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8230;<br />
Nereye gidiyoruz?<br />
&#8211;Sana oyuncak bebek aldım, onu göstereyim sana olmaz mı.</p>
<p>&#8211;Tamam olur. Sen her gün bize şeker dağıtan amcasın değil mi?</p>
<p>&#8211;Evet. Ama bugün bebek de var.</p>
<p>&#8211;Amca neresi burası. Kapıları neden kapattın? Biraz karanlık değilmi?</p>
<p>&#8212; Gitsem ben. Annem de merak eder gitmek istiyorum.<br />
&#8212; Merak etmez annen, duralım işte burada. Zaten öyle arayıp da sormuyor seni&#8230;</p>
<p>&#8211;Çok karanlık amca korkuyorum. Ne olur bırak beni gideyim.<br />
Neden kıyafetlerimi çıkarıyorsun.<br />
Dur yapma, ne olur yapma bırak beni.</p>
<p>&#8211;Hani oyuncak verecektin. Kandırdın beni.</p>
<p>&#8211;Neden ayıp şeyler yapıyorsun?<br />
Yapma nolur, yapma!!!</p>
<p>&#8212; Anne, anne nolur kurtarın beni, imdaaatt,<br />
Annee anneee yardım edin ne olur.</p>
<p>&#8211;Lütfen yapma amca, canım acıyor. Amca nefes alamıyorum.</p>
<p>Ve sonrasında;<br />
Daha açmadan soldurulan bir gül.<br />
Lânet olasıca iğrenç bir son.</p>
<p>Annesinin babasının koklamaya kıyamadığı, sarılıp öptüğü canının boynu sıkıp öldürülen, ufacık elleriyle çırpınarak can veren bir melek. Tertemiz bedenine tarifi kifayetsiz bir sadistlikle bulaşmış pis bir necis&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Az önce yazdığım ve yüzlercesi yaşanmış trajediye kısa bir empati yapalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çocuğun annesinin, babasının, hatta o minicik meleklerin yerine kendimizi koyalım.</p>
<p>Karanlık bir yerde çaresizsiniz. Feryadınızı duyan da yok. Bildiğiniz tanıdığınız belki de sevdiğiniz birisi. Size hayatınızda hiç tanımadığınız bir şekilde davranıyor. Çektiğiniz acılara, ağlayıp yalvarışlarınıza aldırış etmeden&#8230;</p>
<p>Diken batınca annenize nazlanarak acıdığını söyleyip öptürdüğünüz o küçücük parmakkarınızı, birisi gözü dönmüşçesine kırmaya çalışıyor.</p>
<p>Korktuğunuz zaman o narin bedeninizi sığındığınız en güvenilir limanın, o limanın dibine sizi gömmeye niyetlendiğini görmek&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Yazarken, okurken, düşünürken beynimizi ta dibinden sızlatan, yüreğimizin göğüs kafesimize ağır geldiği, sığmadığı, sığamadığı cümleler&#8230;</p>
<p>Bir zamanlar yine sinelerimizi dağlayan daha bebek sayılacak ufaklıkta Leyla isimli bir çocuk vardı. Sadece sütten başka bir şeyle beslenemeyen Leylacığın annesinin yerine bir koyun kendinizi. Günlerce elinde biberonla &#8220;kızım kaç gündür aç, o başka bir şey yemez&#8221; diye ağlarken ve açlıktan öldüğü haberini duyunca neler hissedebildiğini yüreğinizde tartabildiniz mi?</p>
<p>Diri diri yakılan, daha canlıyken gömülen, taşlarla kafaları ezilen küçücük günahsız melekler&#8230;</p>
<p>Bunlar daha bildiklerimiz, haberdar olduklarımız.<br />
Ya haberdar olamadıklarımız?&#8230;</p>
<p>Her yenisi oldukça hatırladık, gündemde tuttuk, sosyal medya platformlarında yankıladık, biraz bağırış, çağırış, bir kaç protesto, sonra unuttuk&#8230;</p>
<p><strong>Ne zamana kadar?</strong></p>
<p>Yeni bir minik beden daha kurban edilinceye kadar&#8230;</p>
<p>Peki daha ne kadar yaşayacağız bu ahlaksızlığı. Daha kaç can vereceğiz bu hayasızlığa?</p>
<p>Hep mi yapan yaptığıyla kalacak, suçu işleyen, teşvik eden, ufacık çocuklara şehvet duyanlara hiç mi yaptırım olmayacak?</p>
<p>Verilen cezalarda hiç mi caydırıcılık olmayacak?</p>
<p>Söyleyin artık daha ne kadar?</p>
<p>Kimisi çıkar &#8221; <strong>6 yaşındaki kızla evlenilebilir</strong>&#8216; diye aptalca fetva verir.</p>
<p>Kimisi çıkar &#8220;<strong>onlar da çocuklarına sahip çıksalardı</strong>&#8221; diye saçma sapan beyanatta bulunur.</p>
<p>Kimisi çıkar &#8220;<strong>tahrik edici giyinmeselerdi bunlar olmazdı</strong>&#8221; diye saçma sapan konuşur.</p>
<p>Oysa ki ne 9 yaşındaki Narin, ne 4 yaşındaki LEYLA, ne 6 yaşındaki EYLÜL ne de 3 yaşındaki IRMAK tahrik edici değillerdi. Tek suçları karşısındaki güler yüzle yaklaşan caniyi kendileri gibi masum ve iyi niyetli zannetmekti sadece&#8230;</p>
<p>Cinsel sapkınlığa düşmüş pedofili manyaklarına çocuklarımızı feda etmek istemiyoruz. Pedofili denen kepazelik travmatik psikolojik bozukluğun tedavi edilemeyen en ağır türüdür. Ahlaki yapısı dejenere olmuş hukuki yaptırımları yetersiz kalmış toplumlarda, bu cinsel şiddet giderek felakete doğru gidiyorsa bu kesinlikle bir hastalık olamaz ve asla gözardı edilemez bir sapkınlıktır.</p>
<p>Ne hadım, ne müebbet&#8230;<br />
Bunlar artık toplumu teselli etmiyor. Bu saatten sonra bir çözüm de değil. Kesinlikle caydırıcı yaptırımlar olmalı. Kısasa kısas olmalı mesela.<br />
Kafasında şerefsizce düşünce olanların sonrası için korkusu olmalı ve sonuçları ibret olmalı.</p>
<p>Sapıklıktan hüküm giymiş haysiyetsizler hapisten çıkınca oyun parkına bekçi olarak görevlendirirsen, bırakın caydırıcılığı, ödüllendirmiş bile olursun.</p>
<p>Artık bu günahsız çocuklarımıza güzel bir dünya sunalım. Bırakın gözlerindeki mavilik gibi canlı bir yaşamları olsun. Sokaklar öksüz, bayramlar yetim kalmasın. Çekin o pis ellerinizi üzerlerinden.</p>
<p>Gökyüzünde özgürce kahkahalar atarak uçurtmalar uçursunlar, ip atlayıp oyunlar oynasınlar. Süt kokan bedenlerini gömmeyin toprağın içine. Uzak tutun necaset dolu niyetlerinizi&#8230;<br />
Çicek toprakta, onlar hayatta can bulsun.</p>
<p><strong>HAKLARINIZI HELÂL EDİN ÇOCUKLAR&#8230;</strong><br />
<strong>NARİNLER, LEYLALAR, EYLÜLLER, NEHİRLER, IRMAKLAR, FIRATLAR, ONURLAR&#8230;</strong><br />
<strong>VE ADINI SAYAMADIĞIM DAHA NİCE YAVRUCAKLAR&#8230;.</strong></p>
<p>Dünyaya ışıl ışıl, sevgiyle, ilgiyle merakla, heyecanla, yaşama azmiyle bakan nice güzel melekler&#8230;</p>
<p>Sizlere sahip çıkamadık. Kalbinizdeki tertemiz duyguları yaşatamadık. Şehevi niyetlerle vahşice bakan o bedbaht gözleri oyamadık.</p>
<p><strong>ÖZRÜMÜZÜ KABUL EYLEYİN ÇOCUKLAR&#8230;</strong><br />
<strong>HAKLARINIZI HELÂL EDİN&#8230;</strong></p>
<p>Küçücük bedenlere şerefsizce duyuluyorsa şehvet;<br />
Lânet olsun bu insanlığa lânet,<br />
Tecelli edemiyorsa eğer adalet;<br />
Yıkılsın dünya, kopsun artık kıyamet&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/cekin-o-pis-ellerinizi-h4735.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kutlu Zafer Büyük Taarruz</title>
		<link>https://bunehaber.com/kutlu-zafer-buyuk-taarruz-h4643.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/kutlu-zafer-buyuk-taarruz-h4643.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Aug 2024 15:47:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[30agustoszaferbayramı]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=4643</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Hafta içinde herhangi bir güne denk geldiğinde, sadece resmî tatilden ibaret sanılan 30 Ağustos Zafer Bayramı&#8216; nın içeriğini kaç kişi, ne kadarını biliyor acaba?! &#160; Öyle ya; bugün ne olmuş, niye tatil, neyin zaferini kutluyoruz? Ecdadımızın kanıyla yazdığı şanlı tarihimizi merak etmeyen ve araştırmayan bir nesille meçhule doğru yol alıyoruz. &#160; Hatırlayalım; Zafer Bayramımıza [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Hafta içinde herhangi bir güne denk geldiğinde, sadece resmî tatilden ibaret sanılan <a href="http://www.bunehaber.com">30 Ağustos Zafer Bayramı</a>&#8216; nın içeriğini kaç kişi, ne kadarını biliyor acaba?!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öyle ya; bugün ne olmuş, niye tatil, neyin zaferini kutluyoruz?</p>
<p>Ecdadımızın kanıyla yazdığı şanlı tarihimizi merak etmeyen ve araştırmayan bir nesille meçhule doğru yol alıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatırlayalım; Zafer Bayramımıza vesile olan BÜYÜK TAARRUZU&#8230;</p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesiyle düşman geri püskürtülse de yurttan tamamen atılamamıştı. Asker bir hayli yorgun düşmüş, yeniden toparlanma süreci gerekiyordu.</p>
<p>Bu süreç biraz uzayınca, mecliste homurdanmalar başlamış, Mustafa Kemal&#8217;in de başkomutanlığı yeniden sorgulanır olmuştu.<br />
Dördüncü kez oylamaya sunulan başkomutanlık, meclisten yeterli oyu alamayınca da iptal edildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunun üzerine <a href="http://www.bunehaber.com">Mustafa Kemal</a> &#8216;de nutukta şöyle bir konuşma yapar:</p>
<p>&#8220;Bu dakikada ordu komutansızdır. Eğer ben, orduya komuta etmeyi sürdürüyorsam, yasaya aykırı olarak komuta ediyorum. Mecliste beliren oylara göre hemen komutadan el çekmek isterdim. Başkomutanlığımın sona erdiğini hükûmete bildirirdim. Ama önlenemeyecek bir kötülüğe yol açmamak zorunluluğu karşısında kaldım. Düşman karşısında bulunan ordumuz, başsız bırakılamazdı. Bunun için bırakamadım, bırakamam ve bırakmayacağım.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6 Mayıs 1922’de Mustafa Kemal’in mecliste yaptığı konuşma üzerine yapılan oylama sonucunda Mustafa Kemal’e verilen Başkomutanlık görevinin süresiz olarak uzatılması kabul edildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunun üzerine büyük taarruz, yani büyük atak hücum başlamıştır artık.</p>
<p>Bin yıl evvel, tarihler 26 Ağustos 1071&#8217;i gösterirken Sultan ALPARSLAN &#8216;ın Malazgirt&#8217;te Türklere açtığı Anadolu kapılarını, yine bir 26 Ağustos&#8217;ta da büyük bir komutan, bu topraklara çöreklenmiş düşman ordularını bertaraf etmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şayet bu taarruz gerçekleşmemiş olsa idi ne Anadolu&#8217;nun kapılarını Türklere açan Malazgirt Zaferi&#8217;nin, ne de bir çağ açıp bir çağ kapayacak kadar büyük, İstanbul fethinin hiçbir manası kalmayacaktı. Vatan tamamen haçlı orduları tarafından kuşatılacak, kimi bölgede İngiliz, kimi bölgede Fransız, kimi bölgelerde de Yunanistan bayrakları dalgalanacaktı&#8230;</p>
<p>Afyon&#8217;a Ankara&#8217;ya kadar gelmiş olan düşman orduları, 30 Ağustos 1922&#8217;de püskürtüldü ve 9 Eylül&#8217;de de denize döküldü.</p>
<p>30 Ağustos Zafer Bayramı yani <a href="http://www.bunehaber.com">Büyük Taarruz</a>, bir şahlanışın, ayağa kalkışın, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesindeki kararlılığı bu ülkenin hangi şartlarda olursa olsun asla pes etmeyeceğinin adıdır.</p>
<p>&#8220;Biz tarihimizin ışığını takip edersek, ufkumuz zaten aydınlık olacaktır!&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ZAFER BAYRAMIMIZ büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK&#8217;ün deyimiyle; &#8220;ZAFER, ZAFER BENİMDİR DİYEBİLENLERE, KUTLU OLSUN.&#8221;</p>
<p>102 yıldır aynı onur ve gururla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/kutlu-zafer-buyuk-taarruz-h4643.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Okul İyi Öğretmen</title>
		<link>https://bunehaber.com/iyi-okul-iyi-ogretmen-h4289.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/iyi-okul-iyi-ogretmen-h4289.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2024 21:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[egitim]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=4289</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Bu günlerde hemen hemen her ailenin evinde konuşulan konu. Çünkü kayıtlar başladı, aileler de bir telaş, acaba nereye düştük diğer okul daha mı iyi diye. Hatta okulun araştırmasına girilip hangi öğretmenler 1. sınıfı okuyacaklar ,yöneticiler kim ,nasıl birileri gibi ciddi araştırmalar yapılmakta. &#160; Tabii ki Anne babalar haklı, ortam öyle bir duruma geldi Ki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bu günlerde hemen hemen her ailenin evinde konuşulan konu. Çünkü kayıtlar başladı, aileler de bir telaş, acaba nereye düştük diğer okul daha mı iyi diye. Hatta okulun araştırmasına girilip hangi öğretmenler 1. sınıfı okuyacaklar ,yöneticiler kim ,nasıl birileri gibi ciddi araştırmalar yapılmakta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabii ki Anne babalar haklı, ortam öyle bir duruma geldi Ki bir taraftan öğretmen sorunları almış yürüyor. Atanamayan öğretmenler ücretli öğretmenler gibi .diğer taraftan okullar basılıp dayak yiyen öğretmen ve idareciler .</p>
<p>İşte tüm bu sorunlar arasında iyi okul ve iyi öğretmen arayışın da bulunmak isteyen anne &#8211; babalar .</p>
<p>Peki hiç düşündük  mü bu günlere, bu sorunlarla neden gelindi öğretmen değeri neden kayba uğradı. Okul ayrımları neden ayyuka çıktı.</p>
<p>Son yıllarda ki eğitim- öğretim planlamalarımız maalesef yeterli değil hatta çok zayıf, sebepleri de çok açıktır.</p>
<p>Son on yılda MİLLİ  EĞİTİM BAKANI kaç kez değişti. Ve maalesef ki her gelen kendi programı ile geldi .işin enteresan tarafı hükumet idaresi aynı olmasına rağmen her gelen yönetim şunu söyledi.. eksikler çok biz düzelteceğiz dediler .</p>
<p>Tüm bunlar yetmedi müfredat değişikliği ile yeni kitaplar ortaya çıktı. Yani tasarruf yapılması yerde anlamsız program değişikliği ile eskiler atılıp velilere yük bindirildi .</p>
<p>Tüm bu örnekleri çoğaltmak mümkündür maalesef.</p>
<p>İşte tüm bu sorunların yanında anne . Babalar haklı olarak iyi okul ve iyi öğretmen arayışı içindeler. Tün bunlar içinde her türlü fedakarlık yapmaya da razılar.</p>
<p>LÜTFEN ,ÖĞRETMENLIK AYAKLAR ALTINA ALINMASIN ,ÖĞRETMENE GEREKLİ VE HAK ETTİĞİ  DEĞER VERİLSİ . ÖĞRETMENIN TEK İŞİ  VARDIR OKULUNA GİDİPÖĞRENCİLERİNE  DERS VERMEKTİR.<br />
BUNU SAĞLIKLI SAGLAMAKTA ÜLKEMİZİ YÖNETENLERİN SORUMLULUĞUDUR..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/iyi-okul-iyi-ogretmen-h4289.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emekçiye Bayram Mı?</title>
		<link>https://bunehaber.com/emekciye-bayram-mi-h3898.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/emekciye-bayram-mi-h3898.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2024 10:20:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[1mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=3898</guid>

					<description><![CDATA[&#160; En son anımsadığımız &#8220;1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü&#8217;nün üzerinden tam bir yıl geçti. Peki bu zaman zarfında neler değişti? Neler değişmedi ki&#8230; Geçen yıl 1 Mayıs 2023&#8217;den bu zamana kadar&#8230; Bir yıl çerisinde dolarından, euro&#8217;suna, altından, kira fiyatlarına&#8230; Zam uçuşuna geçmeyen neler kaldı ki?!&#8230; Örnekleri say sayabildiğin kadar&#8230; Aklımıza gelen, gelmeyen, gözümüzün gördüğü, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>En son anımsadığımız &#8220;1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü&#8217;nün üzerinden tam bir yıl geçti.</p>
<p>Peki bu zaman zarfında neler değişti?</p>
<p>Neler değişmedi ki&#8230;</p>
<p>Geçen yıl 1 Mayıs 2023&#8217;den bu zamana kadar&#8230;<br />
Bir yıl çerisinde dolarından, euro&#8217;suna, altından, kira fiyatlarına&#8230;</p>
<p>Zam uçuşuna geçmeyen neler kaldı ki?!&#8230;</p>
<p>Örnekleri say sayabildiğin kadar&#8230; Aklımıza gelen, gelmeyen, gözümüzün gördüğü, görmediği&#8230;<br />
İğneden ipliğe her şey&#8230;<br />
Kimisi %200, kimisi %300, kimisi %400, hatta %500 arttı da arttıı.</p>
<p>Durdurak bilmeden&#8230;</p>
<p>Peki hiç değişmeyen, yerinde sayan neler var?!</p>
<p>İşçinin, emekçinin, memurun, esnafın, köylünün kaplumbağa hızındaki maaş artışı, çilesi, enflasyon yükünün altındaki ağırlığının biraz daha artması. Çalışanların hâlâ kadro alamaması&#8230;.</p>
<p>Evet bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü&#8230;<br />
Yani diğer bir adıyla İŞÇİ BAYRAMI.</p>
<p>Söyler misiniz, bu geçim yükünün altında, her gün biraz daha ezilen sabit gelirliler, ne kadar bayram yapabilsin!?</p>
<p>Asgarî ücretlilerin aldıkları zam, yükselen enflasyon oranında erimiş, bir yıl evvel 2 Bin lira olan ev kiraları 10 Bin&#8217;e çıkmış, emekliler beli büküle büküle sokaklarda çöp didikleyerek plâstik, kâğıt aramaya başlamış, çoluk-çocuk, erkek-kadın pazar sonraları atıklar toplamaya başlamış, kamu çalışanlarının aldıkları yıllık zam, vergi dilimi ve enflasyon rakamlarının altında kalmışken, işçi, emekçi vatandaş, nasıl bir DAYANIŞMA VE BAYRAM GÜNÜ&#8217;nden bahsedebilsin?!</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı 2024 yılı için fitre bedeli olarak 130 lira belirlemişti. Ufak bir hesap yapacak olursak, günlük 130 liraya yemek yiyen bir kişi, 30 günde 30×130=3900 lira harcar. Bu kişi evli ve de 1 çocuğu varsa, 3900×3=11700 lira eder.</p>
<p>Yani giyim, ilâç, kira, elektrik, su, yakıtı hiç saymıyorum bile.</p>
<p>Asgarî ücretin 17600 lira olduğu bir ortamda, 3 kişilik bir ailenin, sadece gıda gideri 11.700 lira&#8230;</p>
<p>Gerçeğinden uzak açıklanan enflasyon oranları ile, marketteki ve pazardaki enflasyon rakamları birbirleriyle uyuşmak şöyle dursun, yaklaşmıyor bile&#8230;</p>
<p>Hal böyle olunca da sabit gelirli çalışanlar, günden güne fakirleşmeye doğru sürükleniyor adeta&#8230;</p>
<p>Bu şartlar altında çalıştığı yerde bir de saatlik olarak sabit maaş alan işçi hadi bu kaos içinde bayram yapsın yapabilirse&#8230;</p>
<p>Her daim söylenen manidar bir söz vardır;<br />
EMEK, EN YÜCE DEĞERDİR!&#8230;</p>
<p>Bu yüce değerin timsalleri olan emekçilerin de hakları alnının teri kurumadan verilmeli ki, refaha eren sağlıklı bir toplum oluşsun&#8230;</p>
<p>İşçinin, emekçinin her yıl daha da artması umuduyla beklediği refah düzeyinin aşağılara inmemesi, ihmâllik yüzünden hiçbir çalışan canından olmaması ümitleriyle&#8230;</p>
<p>1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ, işçinin, emekçinin, mutlu olabildiği kadar kutlu olsun&#8230;</p>
<p>Saygılarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/emekciye-bayram-mi-h3898.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSTİKLÂL MARŞIMIZ NASIL YAZILDI?</title>
		<link>https://bunehaber.com/istiklal-marsimiz-nasil-yazildi-h3728.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/istiklal-marsimiz-nasil-yazildi-h3728.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2024 22:24:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[istiklalmaşı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmetakifersoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=3728</guid>

					<description><![CDATA[&#160; 1921 yılının Mart dönemiydi&#8230; Çok değil henüz bir sene evvel Büyük Millet Meclisi açılmış yeni bir rejim değişikliğine ramak kalmıştı. Vatanın her karış toprağı için, milli mücadele had safhadaydı. &#160; Bu esnada gerek orduya ilham kaynağı olacak, gerek ülkeyi temsil edecek, gerekse halkın moral seviyesini yükseltecek bir de milli marşımız olmalıydı&#8230; &#160; Dönemin Milli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>1921 yılının Mart dönemiydi&#8230;<br />
Çok değil henüz bir sene evvel Büyük Millet Meclisi açılmış yeni bir rejim değişikliğine ramak kalmıştı. Vatanın her karış toprağı için, milli mücadele had safhadaydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu esnada gerek orduya ilham kaynağı olacak, gerek ülkeyi temsil edecek, gerekse halkın moral seviyesini yükseltecek bir de milli marşımız olmalıydı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı o günkü adıyla Maarif Vekâleti, İstiklal Savaşı’nın milli ruhla kazanılmasına katkı sağlamak için bir şiir yarışması düzenledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>7 Kasım 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi&#8217;nde:<br />
&#8216;Türk şairlerinin nazar-ı dikkatine; Maarif Vekâletinden bildirilmiştir&#8217; başlıklı bir ilânda, &#8216;Millî marşın, Maarif Vekâletince kurulan edebi bir heyet tarafından yarışmaya katılan eserler arasından 23 Aralık 1920&#8217;de seçileceği, yarışmayı kazanan eserin yazarına 500 lira, bestesi için de 1000 lira nakdi mükâfat verileceği&#8217; duyurulur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ödül konulan 500 lira ise, öyle bir zamanda hiç de yabana atılmayacak çok kıymetli mühim bir miktardı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yarışmaya 724 şiir gönderildi. Eser gönderenler arasında, büyük kahraman Kazım Karabekir Paşa, Muhittin Baha Pars, Kemalettin Kamu gibi tanınmış değerli isimler de yer alır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha evvel “Çanakkale şehitlerine” gibi muhteşem bir esere imza atmış olan Mehmet Akif’in de yarışmaya katılması umut edilir. Fakat Mehmet Akif, öylesine hassas, öylesine ince fikirli mütevazi bir karaktere sahipti ki, “bir milleti temsil edecek değerin, maddi karşılığı olamaması gerektiği&#8217; düşüncesiyle yarışmaya katılmak istemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı, ekibiyle birlikte yarışmaya katılan bütün şiirleri incelerler. Fakat içlerinde “İstiklal Marşı” olabilecek nitelikte bir esere rastlayamazlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunun üzerine Bakan Rıza Nur ve ondan sonra Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi Bey, Mehmet Akif&#8217;in neden katılmadığını merak ederler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Onunda bu yarışmaya katılması için ısrarcı olurlar ve yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay&#8217;ı devreye sokarak, Akif&#8217;i bu yarışmaya katılması için ikna etmesini isterler. Aynı zamanda bir de davet mektubu gönderirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu arada Yunanlılar, İzmir ve Bursa&#8217;dan sonra Kütahya ve Eskişehir&#8217;i ele geçirerek, Sakarya vadisi boyunca mevzilenmiş, Ankara&#8217;yı tehdit etmeye başlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu durum karşısında Meclis&#8217;in Kayseri&#8217;ye hatta daha içeride bir yerlere, Sivas ve Malatya gibi şehirlere taşınması bile konuşulmaya başlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Böyle bir ortamda askerin moralini yükseltecek milli ruhu ayaklandıracak bir marşın bir an önce yazılıp bestelenmesi için acele edilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vatan böyle sıkıntılı bir durumun içine girmişken bunca davet üzerine milli şairimiz fikrini değiştirir ve yarışmaya katılmaya karar verir..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ankara&#8217;daki Taceddin Dergâhı’nda bulunan çalışma odasında işe koyulur. Herkesin merak ve sabırsızlıkla beklediği eserin ortaya çıkması 10 gün sürer. Şiiri tamamlayıp bakanlığa teslim eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı ekibince Akif’in şiiri çok beğenilir ve<br />
“Cephedeki askerlerin de aralarında okumalarını ister. Cephede de çok büyük beğeni kazanır. Milli ve manevi duygular daha da alevlenir..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eser, 17 Şubat 1921&#8217;de Sebilürreşad Dergisi&#8217;nin ilk sayfasında &#8216;Kahraman Ordumuza&#8217; ithafıyla yayımlanır.</p>
<p>Ön elemeyi geçen yedi şiir 12 Mart 1921’de Mustafa Kemal’in başkanlığını yaptığı Meclis oturumunda milletvekillerine sunulur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Akif’in şiiri, Meclis kürsüsünde Bakan Hamdullah Suphi Bey tarafından okunur.</p>
<p>Öylesine büyük heyecan ve coşku yaratır ki, diğer şiirlerin okunmasına bile gerek görülmeden alkışlar arasında takdir edilerek kabul edilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Akif, kendisine verilmek istenen 500 liralık ödülü evvela kabul etmez. Fakat çok ısrarcı olununca bu ödülün yoksul kadınlara ve onların çocuklarına iş öğreterek meslek kazandırmak için kurulan Darülmesai’ye bağışlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Milli şair, bu eşsiz eseri için, &#8216; <strong>BU ŞİİR ARTIK BENİM DEĞİL YÜCE TÜRK MİLLETİ</strong>’nindir ” düşüncesiyle maddi gelir elde edeceği hiçbir eserinin hatta tüm şiirlerini topladığı Safahat’ın içeriğine dahi İstiklal Marşı’na yer vermez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiirin bestelenmesi için de bir yarışma açılır.<br />
1924 yılında seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul eder.<br />
Ancak bu beste altı yıl kadar çalınabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1930’da değiştirilerek dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün bestesiyle eşleştirilir ve yürürlüğe konulur.<br />
Sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde o tarihten beri İstiklal Marşı olarak söylenmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Esasında İstiklal Marşı&#8217;mız yalnızca bir metin değil, bir dönemin ve de milletin derin ruhunu içinde barındıran önemli bir tutanaktır. Ayrıca dünya marşları arasında şiiriyeti en yüksek marştır. Fakat o sadece bir şiir, edebi metin olmayıp; muhtevasıyla beraber manası da son derece önemlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öyle ki İstiklal Marşı; tarihten silinmek istenen bir milletin nasıl ve hangi değerlerle ayağa kalktığının, küllerinden yeniden nasıl doğduğunun da açık bir nişanesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8216;KORKMA&#8217; sözcüğüyle başlayıp, her mısrasında bir ulusun milli mücadelesine ilham kaynağı olan <a href="http://www.bunehaber.com"><strong>İSTİKLÂL MARŞI</strong></a>&#8216;mızın kabul edilişinin 103. yılını kutluyor, bu eseri ülkemize kazandıran milli şairimiz<a href="http://www.bunehaber.com"><strong> MEHMET AKİF ERSOY</strong></a>&#8216;u saygı, rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Milli şairimizin deyimiyle;<br />
<strong>ALLAH BU ÜLKEYE BİR DAHA İSTİKLÂL MARŞI YAZDIRTMASIN!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3729" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2024/03/gprkw.jpg" alt="" width="642" height="468" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/istiklal-marsimiz-nasil-yazildi-h3728.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BÜYÜK TAARRUZUN ŞANLI ZAFERİ</title>
		<link>https://bunehaber.com/buyuk-taarruzun-sanli-zaferi-h2413.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/buyuk-taarruzun-sanli-zaferi-h2413.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 22:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[büyüktaarruz]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=2413</guid>

					<description><![CDATA[&#8221; ZAFER, &#8220;BENİMDİR&#8221; DİYEBİLENLERİNDİR&#8221; demişti büyük önder Atatürk&#8230; &#160; Tekrar dirilişin , ayağa kalkışın, yeniden varoluşun destanı olan BÜYÜK TAARRUZUN ardından&#8230; &#160; Yokluk içinde, tam bitti denilirken, küllerinden yeniden doğan bu vatan evlatlarının kanlarıyla yazılmış bir kahramanlık destanıydı bu. Hem de öyle böyle bir destan değil. Kitaplara sığmayacak kahramanlıkları, asırlarca konuşulacak şekilde&#8230; &#160; Ağustos ayı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8221; ZAFER, &#8220;BENİMDİR&#8221; DİYEBİLENLERİNDİR&#8221; demişti büyük önder Atatürk&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tekrar dirilişin , ayağa kalkışın, yeniden varoluşun destanı olan <strong><span style="color: #ff0000;">BÜYÜK TAARRUZUN</span></strong> ardından&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yokluk içinde, tam bitti denilirken, küllerinden yeniden doğan bu vatan evlatlarının kanlarıyla yazılmış bir kahramanlık destanıydı bu. Hem de öyle böyle bir destan değil. Kitaplara sığmayacak kahramanlıkları, asırlarca konuşulacak şekilde&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ağustos ayı, zaferlerle dolu şanlı bir dönemi hatırlatır her daim bizlere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1071&#8217;in 26 Ağustos&#8217;unda, Sultan Alparslan&#8217;ın Anadolu kapılarını Türklere açıp kazandığı zafer, tekrar bizi Anadolu&#8217;dan çıkarmak isteyen Haçlının, <strong><span style="color: #ff0000;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk</span></strong> tarafından 30 Ağustos 1922&#8217;de denize dökülmesiyle tekerrür etmiştir&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu kutlu zafer bu büyük taarruz nasıl gerçekleşmişti hatırlayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1919 yılında Birinci Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine dayanarak türlü bahanelerle Anadolu&#8217;yu işgale başlamışlardı. Ordumuzun cephanesi elinden alınarak zor durumda bırakılmaya çalışılıyordu&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O işgal yıllarında, itilaf donanması İstanbul&#8217;a, Fransızlar Adana&#8217;ya, İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon&#8217;a, İtalyanlar, Antalya ve Anadolu&#8217;nun güneybatısına yerleşmişlerdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>15 Mayıs 1919&#8217;da İtilaf Devletlerinin izniyle Yunan Ordusu İzmir&#8217;e çıkarma yaptı. Bu durum karşısında Türk milleti, tarih boyunca gösterdiği &#8221;millet olma bilinci&#8221; içerisinde işgallere karşı <strong><span style="color: #ff0000;">Kuvayî Milliye</span> </strong>hareketini başlattı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İki seçenek vardı;<br />
Ya işgal güçlerine teslim olunacak ya da yıkılan, yakılan bir ülke&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yılmaz evlatlarının azmiyle yeniden ayağa kalkacak ve küllerinden doğacaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1920&#8217;de TBMM&#8217;nin açılması üzerine işgal güçleri tüm baskıcı politikalarını Atatürk ve silah arkadaşları üzerine yoğunlaştırmıştı. Özellikle Batı Cephesi&#8217;nde hareketlilik başlamıştı. Yunan ordusu Polatlı&#8217;ya kadar dayanmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yunan ordusunu püskürtmek, daha birkaç yıl önce <strong><span style="color: #ff0000;">&#8221;Çanakkale geçilmez&#8221;</span> </strong>sözünü tarihe altın harflerle yazdıran vatan evlatlarına düşmüştü&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sakarya&#8217;da 22 gün 22 gece süren kanlı çarpışmaların ardından düşman durdurulmuştu. Fakat ordumuz bir hayli yorgun düşmüş, yeniden toparlanma süreci gerekiyordu. Bu süreç biraz uzayınca, mecliste homurdanmalar başlamış, Mustafa Kemal&#8217;in de başkomutanlığı yeniden sorgulanır olmuştu. 4 kez oylamaya sunulan başkomutanlık, meclisten yeterli oyu alamayınca da iptal edilmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunun üzerine Mustafa Kemal de nutukta şöyle bir konuşma yapar:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Bu dakikada ordu komutansızdır. Eğer ben, orduya komuta etmeyi sürdürüyorsam, yasaya aykırı olarak komuta ediyorum. Düşman karşısında bulunan ordumuz, başsız bırakılamazdı. Bunun için bırakamadım, bırakamam ve bırakmayacağım.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6 Mayıs 1922’de Mustafa Kemal’in mecliste yaptığı konuşma üzerine yapılan oylama sonucunda <strong><span style="color: #ff0000;">Mustafa Kemal</span></strong>’e verilen Başkomutanlık görevinin süresiz olarak uzatılması kabul edildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yetki geri verilmişti&#8230;</p>
<p>ÇÜNKÜ ordu komutansızdı.</p>
<p>ÇÜNKÜ Mustafa Kemal savaş dâhisiydi&#8230;</p>
<p>ÇÜNKÜ Mustafa Kemal&#8217;in akla zarar taktikleri düşmanı alt edebiliyordu&#8230;</p>
<p>Ve en önemlisi de tarifsiz bir vatan sevgisi vardı yüreğinde&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tekrar ordunun başına geçen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922&#8217;de Büyük Taarruz&#8217;u başlattı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tarihimizin zaferle taçlandırıldığı, kısıtlı imkânlarla kazanılmış bu savaş hâlen haçlı dünyasını rahatsız etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama ne acıdır ki, Yunanlıların, Fransızların galip gelmiş olmasını temenni eden, ecdadımıza hakaretler içeren brifinglere alkış tutan güruh ve bunun yanı sıra, müslüman dediğimiz islam ülkelerinin haçlı ordularıyla ittifak etmeleri en büyük üzüntümüz olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Biz tarihimizin ışığını takip edersek eğer, ufkumuz zaten aydınlık olacaktır!&#8221;</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">&#8220;Her daim muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!&#8221;</span></strong></p>
<p>BÜYÜK TARRUZUMUZUN ZAFERİ OLAN ZAFER BAYRAMIMIZ, <strong><span style="color: #ff0000;">&#8221; ZAFER BENİMDİR&#8221;</span> </strong>DİYEBİLEN HERKESE ARMAĞAN OLSUN.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/buyuk-taarruzun-sanli-zaferi-h2413.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
