<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>köşeyazısı &#8211; Bu Ne Haber</title>
	<atom:link href="https://bunehaber.com/tag/koseyazisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bunehaber.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Feb 2026 09:31:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Marka Taklitçiliği ve Emeğin Görünmez Gaspı: Hukuki ve Etik Bir Bakış</title>
		<link>https://bunehaber.com/marka-taklitciligi-ve-emegin-gorunmez-gaspi-hukuki-ve-etik-bir-bakis-h7420.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/marka-taklitciligi-ve-emegin-gorunmez-gaspi-hukuki-ve-etik-bir-bakis-h7420.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:31:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[dilekbozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[intihal]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7420</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz ekonomi ikliminde bir markanın en değerli varlığı, banka hesaplarındaki rakamlar değil, tüketicinin zihnindeki itibarıdır. Yıllarca süren emekle, kaliteyle ve özgünlükle örülen bu itibar; ne yazık ki &#8220;kısa yoldan kazanç&#8221; peşindeki taklitçilerin iştahını kabartıyor. Logo taklidi, intihal ve başkasının itibarından haksız yararlanma; sadece ticari bir ayıp değil, Türk hukuk sisteminde ağır yaptırımları olan ciddi suçlardır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz ekonomi ikliminde bir markanın en değerli varlığı, banka hesaplarındaki rakamlar değil, tüketicinin zihnindeki itibarıdır. Yıllarca süren emekle, kaliteyle ve özgünlükle örülen bu itibar; ne yazık ki &#8220;kısa yoldan kazanç&#8221; peşindeki taklitçilerin iştahını kabartıyor. Logo taklidi, intihal ve başkasının itibarından haksız yararlanma; sadece ticari bir ayıp değil, Türk hukuk sisteminde ağır yaptırımları olan ciddi suçlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Logo Taklidi ve Marka Tecavüzü</strong></p>
<p>​Bir markanın logosunu, ismini veya ayırt edici renklerini kopyalamak, tüketiciyi &#8220;karıştırma ihtimali&#8221;ne sürükler. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) bu durumu net bir şekilde yasaklar.<br />
​Hukuki Yaptırımlar: Marka hakkı tecavüze uğrayan kişi; fiilin durdurulmasını, el koyma kararı verilmesini ve maddi/manevi tazminat ödenmesini talep edebilir.<br />
​Cezai Yaptırımlar: Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas (karıştırma) suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İntihal ve Fikir Hırsızlığı</strong></p>
<p>​İntihal, bir eserin (yazı, tasarım, proje) tamamını veya bir kısmını, atıf yapmadan kendi eseriymiş gibi sunmaktır. Bu durum 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında değerlendirilir.<br />
​Manevi Hak İhlali: Eser sahibinin adını belirtmemek veya eseri değiştirerek yayımlamak, yaratıcının en temel hakkına saldırıdır.<br />
​Yaptırım: İntihal durumunda, haksız kazancın iadesi ve yüksek meblağlı tazminat davalarının yanı sıra, süreli yayınlarda düzeltme (tekzip) yayımlama zorunluluğu doğar.</p>
<p><strong>İtibardan Yararlanma ve Haksız Rekabet</strong></p>
<p>​Bazen bir marka birebir taklit edilmez ancak onun toplumdaki bilinirliğinden &#8220;parazit&#8221; gibi faydalanılır. Buna hukukta &#8220;itibar sömürüsü&#8221; denir. Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca bu, dürüstlük kuralına aykırı bir haksız rekabet biçimidir.<br />
​Önemli Not: Bir işletmenin, rakibinin müşteri çevresini veya marka değerini kullanarak kendine avantaj sağlaması, ticari ahlakın en büyük ihlallerinden biridir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başkasına ait bir logoyu veya fikri çalmak, sadece bir görsele el koymak değildir; o görselin arkasındaki güveni çalmaktır. Hukuk sistemimiz, &#8220;emek hırsızlığına&#8221; karşı kalkanlarını her geçen gün daha da sertleştirmektedir. Unutulmamalıdır ki; başkasına ait bir başarı hikayesinin fotokopisiyle, özgün bir gelecek inşa edilemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dijital çağın getirdiği hız ve kolaylıklar, ne yazık ki kopyalamayı da cazip hale getirebiliyor. Ancak gerçek başarı, taklit etmekte değil, yeni bir şeyler ortaya koymaktadır. Gelecek, ezberlenmiş formüllerin değil, cesur ve özgün fikirlerin üzerine inşa edilecektir. Kendi markanızı, kendi eserinizi yaratmanın ve onu korumanın verdiği gurur, taklit bir başarının asla sunamayacağı bir tatmin kaynağıdır. Gelin, yaratıcı gücümüze inanalım ve her alanda özgünlüğün peşinden gidelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Unutmayalım ki, aşırdığınız her başarı, kendi potansiyelinizi de yok saymaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/marka-taklitciligi-ve-emegin-gorunmez-gaspi-hukuki-ve-etik-bir-bakis-h7420.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimse Kendi Hatasını Örtbas Etmek İçin Sınırlarımızın Üzerinde Tepinemez!</title>
		<link>https://bunehaber.com/kimse-kendi-hatasini-ortbas-etmek-icin-sinirlarimizin-uzerinde-tepinemez-h7131.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/kimse-kendi-hatasini-ortbas-etmek-icin-sinirlarimizin-uzerinde-tepinemez-h7131.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 20:56:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[#didenboz]]></category>
		<category><![CDATA[dilekbozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[gündemhaberler]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[sondakika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=7131</guid>

					<description><![CDATA[Hayatın en yorucu savaşı, cephede düşmana karşı verilen değil; evde, iş yerinde ya da yakın çevrede &#8220;haklı&#8221; olduğunu anlatmaya çalışırken verdiğin savaştır. &#160; Daha da kötüsü, sana haksızlık yapan kişinin, sanki asıl mağdur kendisiymiş gibi bir zırha bürünüp senin sınırlarını hoyratça çiğnemeye devam etmesidir. ​Bize yapılan bir haksızlığa karşı sesimizi yükselttiğimizde, beklemediğimiz bir tepkiyle karşılaşırız: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın en yorucu savaşı, cephede düşmana karşı verilen değil; evde, iş yerinde ya da yakın çevrede <strong>&#8220;haklı&#8221;</strong> olduğunu anlatmaya çalışırken verdiğin savaştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha da kötüsü, sana haksızlık yapan kişinin, sanki asıl mağdur kendisiymiş gibi bir zırha bürünüp senin sınırlarını hoyratça çiğnemeye devam etmesidir.</p>
<p>​Bize yapılan bir haksızlığa karşı sesimizi yükselttiğimizde, beklemediğimiz bir tepkiyle karşılaşırız: Karşı tarafın <strong>&#8220;incinmişlik&#8221;</strong> maskesi. Haksızlığı yapan o değilmiş gibi, senin verdiğin tepkiyi <strong>&#8220;agresiflik&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;anlayışsızlık&#8221;</strong> olarak yaftalar. Bu, klasik bir manipülasyon taktiğidir. Fail, odağı kendi suçundan çekip senin tepkine odaklar. Böylece mesele &#8220;yapılan haksızlık&#8221; olmaktan çıkar, &#8220;senin verdiğin tepkinin sertliği&#8221; haline gelir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​Kişisel sınırlarımız, ruhsal evimizin duvarlarıdır. Haksızlık yapan biri bu duvarları bir kez aştığında ve buna <strong>&#8220;haklılık&#8221;</strong> kılıfı uydurduğunda, sadece o anki olayla kalmaz; senin özsaygına da göz diker.<strong> &#8220;Sen çok hassassın&#8221;</strong> ya da<strong> &#8220;Benim niyetim kötü değildi&#8221;</strong> cümleleri, aslında o sınır ihlalini meşrulaştırma çabasıdır.<br />
​Ancak unutmamak gerekir ki; birinin niyetinin &#8220;kötü olmaması&#8221;, verdiği zararı ortadan kaldırmaz. Kimsenin, kendi hatasını örtbas etmek için sizin sınırlarınızın üzerinde tepinmeye hakkı yoktur.</p>
<p>​Bu haksız döngü içinde mücadele etmek, bazen akıntıya karşı kürek çekmek gibi hissettirir. Haklıyı oynamaya devam eden birine hakikati anlatamazsınız, çünkü o kendi kurguladığı hikayenin kahramanıdır. Bu noktada en büyük mücadele, karşı tarafa bir şeyleri kanıtlamak değil, kendi gerçekliğine sahip çıkmaktır.</p>
<p>Size haksızlık yapanların nezaketinizden veya sabrınızdan faydalanıp sizi suçlu hissettirmesine izin vermeyin. Sınır çizmek kabalık değildir; kendinize olan borcunuzdur. Unutmayın, bir başkasının konforu için kendi huzurunuzdan feragat ettiğiniz her an, o haksızlığa ortak oluyorsunuz demektir.</p>
<p>​Sesinizi kısmayın. Haklı olduğunuz bir kavgada, karşı tarafın mağduriyet tiyatrosuna bilet almayın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Editör notu da iliştirelim şuraya ; Sınırlarını koruyan insanlar her zaman yalnızdır.  Çünkü hakikatin dostu az, menfaatin alkışçısı boldur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgilerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/kimse-kendi-hatasini-ortbas-etmek-icin-sinirlarimizin-uzerinde-tepinemez-h7131.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR MİLLETİ DOĞURAN ANA: MOLLA ZÜBEYDE</title>
		<link>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 10:55:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hakan öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde hanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6954</guid>

					<description><![CDATA[Bazı kadınlar sadece bir çocuk doğurmazlar; bir tarihi, bir devrimi, bir milletin kaderini de doğururlar. ​Takvimler 14 Ocak 1923’ü gösterdiğinde, İzmir’de yorgun bir yürek sustu. Ama o yürek durana kadar neler sığdırmıştı o 66 yıla? Dört evladını toprağa vermiş, birinin parçalanmış bedenine şahit olmuş, eşini kaybetmiş, işgal yıllarında oğlunun idam fermanını gazetelerde okumuş ama bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kadınlar sadece bir çocuk doğurmazlar; bir tarihi, bir devrimi, bir milletin kaderini de doğururlar.</p>
<p>​Takvimler 14 Ocak 1923’ü gösterdiğinde, İzmir’de yorgun bir yürek sustu. Ama o yürek durana kadar neler sığdırmıştı o 66 yıla?<br />
Dört evladını toprağa vermiş, birinin parçalanmış bedenine şahit olmuş, eşini kaybetmiş, işgal yıllarında oğlunun idam fermanını gazetelerde okumuş ama bir gün bile başını öne eğmemişti.</p>
<p>​Halk arasında ona &#8220;<strong>Molla Zübeyde</strong>&#8221; derlerdi. Sanıldığı gibi sadece dindarlığından değil; okuma yazmanın mucize sayıldığı o yıllarda bilgeliğiyle, görgüsüyle ve çevresine verdiği akılla bu lakabı almıştı. Selanik’in dar sokaklarında bir mesele düğümlendi mi, <strong>&#8220;Gidin Molla Zübeyde’ye sorun, o bilir&#8221;</strong> derlerdi.</p>
<p>​ Oğlu Mustafa’sının elinden tutup mahalle mektebine götürürken de içindeki o büyük inancın sesini dinliyordu. İstiyordu ki oğlu hafız olsun, ilim irfan sahibi olsun. Babası gibi, eşinin babası gibi bir alim yetişsin&#8230;<br />
Ali Rıza Bey ile aralarında geçen o meşhur &#8220;asker mi olsun, hafız mı?&#8221; tartışması, aslında bir annenin evladını her iki dünyada da koruma telaşıydı.</p>
<p>​Zübeyde Hanım, acıyı bal eyleyenlerin kadınıydı. Oülu Ömer’ini kaybettiğinde yandı ciğeri, Fatma’sını, Ahmet’ini, Naciye’sini toprağa verirken büküldü beli&#8230; Ama Mustafa’sı vardı. O tek tesellisi, Milli Mücadele’nin ateşini yaktığında İstanbul’daki Akaretler’deki evinde yapayalnızdı. Felçli vücuduyla işgal askerlerinin baskısına direnirken, &#8220;Oğlun öldü&#8221; diyen sahte haberlere, &#8220;İdam edilecek&#8221; diyen manşetlere karşı tek bir silahı vardı:<strong> Sarsılmaz imanı</strong>.</p>
<p>​Çok az kişi bilir&#8230;<br />
Zübeyde Hanım ömrünün son demlerinde, 1921 yılında cebindeki son kuruşu olan 20 bin kuruşu Darüşşafaka’ya bağışladı. Tek bir vasiyeti vardı: &#8220;<strong>Her yıl Kadir Gecesi&#8217;nde yetim çocuklara benim adıma meyve dağıtılsın&#8230;</strong>&#8221; O, sadece kendi Mustafa’sını değil, bu vatanın tüm yetimlerini evladı bilmişti. Bugün hâlâ o meyveler dağıtılıyorsa, bu &#8220;Molla Zübeyde&#8221;nin bitmeyen şefkatidir.</p>
<p>​Ne acıdır ki; bir dehayı, bir önderi bu vatana hediye eden o elleri öpülesi anneye iftira atacak kadar alçalan zırcahil sürüsüyle de uğraştı bu tarih. Ama Atatürk’ün dediği gibi: &#8220;<strong>Tarih yazmak, yapmak kadar mühimdir.</strong>&#8221; Biz bugün o asil kadının tarihini, onun namusuna ve emeğine sadık kalarak yazıyoruz.</p>
<p>​Zübeyde Hanım, oğlunun kazandığı o büyük zaferi, vatanın kurtuluşunu İzmir’in o güzel havasında soluyarak kapattı gözlerini. Bir anne için en büyük mükafat, evladının vatanı kurtardığını görmektir. O, bu mükafatla göçtü gitti.</p>
<p>​103 yıl önce aramızdan ayrılan, Cumhuriyetimizin mimarını bize bağışlayan değerli Vâlide, asil ve örnek insan Zübeyde Annemizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz.</p>
<p><strong>​Senin yetiştirdiğin o çocuk, bizim ışığımız oldu. Ruhun şad olsun Molla Zübeyde Ana&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6955" src="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs.jpeg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs.jpeg 1024w, https://bunehaber.com/wp-content/uploads/2026/01/jfgsfs-150x150.jpeg 150w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/bir-milleti-doguran-ana-molla-zubeyde-h6954.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sezar&#8217;ı anlamak için Sezar olmaya gerek yoktur!</title>
		<link>https://bunehaber.com/sezari-anlamak-icin-sezar-olmaya-gerek-yoktur-h6764.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/sezari-anlamak-icin-sezar-olmaya-gerek-yoktur-h6764.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Dec 2025 06:50:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[dilek bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[dilek diden]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyolog]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6764</guid>

					<description><![CDATA[Her şey karmakarışık&#8230; İnsan öyle bir telaş içinde ki, sabırsızlığın en üst safhada olduğu, telaşa getirilmeyecek şeylerin varlığını unuttu. Hakikatlere telaş içindeyken ulaşamazsın. Hakikatin en temel şartı kuşkusuz sabırdır. Hakikat birinden sana verilebilecek bir eşya değildir. Hakikat insanın içinde gelişir. Kimi zaman yaşamın yükü omuzlarımıza fazlasıyla ağır gelir. Mücadelemiz bizi yormuş olabilir. Eğer farkındaysak &#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey karmakarışık&#8230;</p>
<p>İnsan öyle bir telaş içinde ki, sabırsızlığın en üst safhada olduğu, telaşa getirilmeyecek şeylerin varlığını unuttu.</p>
<p>Hakikatlere telaş içindeyken ulaşamazsın. Hakikatin en temel şartı kuşkusuz sabırdır.</p>
<p>Hakikat birinden sana verilebilecek bir eşya değildir. Hakikat insanın içinde gelişir.</p>
<p>Kimi zaman yaşamın yükü omuzlarımıza fazlasıyla ağır gelir. Mücadelemiz bizi yormuş olabilir. Eğer farkındaysak &#8221; şeylerin &#8221; belki bir şey gelişebilir. Biraz çaba ve biraz sabır ile yola giriş kolaylaşır belki. Belkinin nedeni sana bağlı!</p>
<p>Ne diyor <strong>Descartes</strong>;<br />
&#8221; Böylece her şeyin yanlış olduğunu düşünmek istediğim sırada, bunu düşünen &#8220;ben&#8221; in zorunlu olarak herhangi bir şey olması gerektiğini gördüm. Düşünüyorum öyleyse varım doğrusunun kuşkucuların tüm aşırı varsayımlarıyla sarsılmayacak kadar sağlam ve güvenli olduğunu belirlerken, bu doğruyu araştırdığım felsefenin ilk felsefesi olarak hiçbir kuşkuya düşmeden alabileceğime karar verdim.&#8221; Sanırım bu kadarı özetler. Filozoflar özetler de sen nasıl özetleyeceksin diye sorguluyorum?</p>
<p>Zaman alacaktır. Tıpkı bir çocuğu büyütmek için gerekli olan zaman gibi&#8230; Aslında bazı şeyler için zaman alması iyi değil mi? Çünkü bazı olaylar zamanla oturmaz mı? Olayların cereyan ettiği zaman doğru düşünmek, doğru karar vermek güçtür. İşte o zaman özetleyemezsin, özetlediğin zaman her şey giderek anlamsızlaşır. Canlıyken hiçbir şeyi asla özetleme! Enerji akışını kontrol et. Çoğu zaman özetlediğin gerçekler kamuoyunun umurunda olmayabilir. Çünkü gerçekler çoğunluğun dikkatini çekmez. Bazen doğru zamanı beklemek önemlidir. Bildiğin gerçekleri nerede ne zaman özetleyeceksin buna dikkat et! En doğru kararı ver.</p>
<p>Sonra gerçekleri haykıran <strong>Dostoyevski</strong> &#8216; nin dediği gibi; &#8221; Belki ben de birisiyle kavga ederim, beni de dışarı atarlar &#8221; dersin.</p>
<p>Belki de çizginin dışında olduğundan çoktan dışarı da atılmış olabilirsin.</p>
<p><strong>Gilbert</strong>; &#8220;Dünya içinde ruh taşıyan dev mıknatıstır &#8221; diyor. İnsanlar sana çarpmaya devam ediyorsa ve eğer insanlar sana , senden habersiz öfkelenip duruyorsa, unutma; kabahatli değilsin. Ve unutma eğer insanlar elindeki gücü, gerçekleri konuşanlara karşı doğrultup, çarpıp yıkıyorsa fazlasıyla haklı olduğun ve seni tehlikeli gördükleri içindir.</p>
<p>Sakın seni anlamaları için çaba göstermeye kalkma. <strong>Haklı olanın savunması uzun cümlelere gerek duymaz</strong>. Seni anlamaları için sen olmalarına da gerek yok , vicdanı olmayan empati de yapamaz.</p>
<p>Hatırla ne diyor <strong>Weber</strong>; &#8221; Sezar&#8217;ı anlamak için Sezar olmaya gerek yoktur. &#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dilek Diden&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/sezari-anlamak-icin-sezar-olmaya-gerek-yoktur-h6764.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilimizin  Sınırları dünyamızın sınırlarını belirler / Vasat bir üslubu muhatap almayın</title>
		<link>https://bunehaber.com/dilimizin-sinirlari-dunyamizin-sinirlarini-belirler-vasat-bir-uslubu-muhatap-almayin-h6631.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/dilimizin-sinirlari-dunyamizin-sinirlarini-belirler-vasat-bir-uslubu-muhatap-almayin-h6631.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 21:01:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[bunehaber]]></category>
		<category><![CDATA[dilek diden]]></category>
		<category><![CDATA[dilekbozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[keşifyolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselgelişim]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6631</guid>

					<description><![CDATA[Sen iyi ve verimli bir toprak olsan da bazı şeyler yeşermemek için inat eder. &#160; &#8221; Sözün, kelimenin duygulara yayıcısı &#8221; betimlemesini severim ve özümserim. Tecrübelerimden kaleme aktardığım her yazı bunun neticesidir. Sonuçta kalem tutan bir kişi fildişi kulede yaşayıp, hayata dokunmadan hayat hakkında, duygular hakkında ahkâm kesemez öyle değil mi? Bazı duygular vardır ki, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sen iyi ve verimli bir toprak olsan da bazı şeyler yeşermemek için inat eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8221; Sözün, kelimenin duygulara yayıcısı &#8221; betimlemesini severim ve özümserim. Tecrübelerimden kaleme aktardığım her yazı bunun neticesidir. Sonuçta kalem tutan bir kişi fildişi kulede yaşayıp, hayata dokunmadan hayat hakkında, duygular hakkında ahkâm kesemez öyle değil mi?</p>
<p>Bazı duygular vardır ki, tekrarı hissettirir. Bazen bir şey senin aynı olmadığındır ve bazen bir diğer şey her şeyin değiştiğidir. Bu duygu regülasyonun sağlandığında paniğe kapılma ve &#8220;şaşırma&#8221; yeteneğini kaybetme !</p>
<p>İnsanların sana her gün farklı gelme yeniliğine hep şaşır mesela. Eskisiyle kıyas yapma. Ne eskiyi unut ne de eskiye hapsol! Yaşadığın anda dengeyi koru, öfkene yenik düşme.</p>
<p>Kimse geldiği gibi gitmiyor bu dünyadan. Örneğin Fizyolojik değişimi referans alabilirsin. Ya da bir nehir düşün sürekli akıyor, aynı görünüyor belki ama değil !</p>
<p>Her şey bir akış halindedir. Tıpkı bir <strong>nehir gibi insan da bir akış içindedir.</strong></p>
<p>Henüz ölmemiş bir kişi ölü değildir! Ölmeden her tecrübenin tekrarının yorduğu zamanları hissedebilirsin. Tekrarda kendini hırpalama. Tekrarı hissetmemek için ya bilinç sahibi olmayacaksın ya da öyle bilinçli olacaksın ki; her tekrarda yeni bir şey öğreneceksin.</p>
<p>&#8221; Hatırlamaya çalıştığımda, yaşamımda gerçekten hayat dolu , tutkulu olduğum birkaç dakikadan fazlasını bulamıyorum &#8221; dediğinden bahsedilir <strong>Bertrand Russel</strong>&#8216;in</p>
<p>Soralım kendimize; &#8221; Hayatımızda kaç dakika gerçek tutkudan bahsedebiliriz?&#8221; Belki çok &#8211; belki az &#8230;.Yaşamda mutlak mutluluk yok zaten. Hayatımıza &#8221; gerçek tutku &#8221; katabilecek meşguliyetlerimiz olmalı. Sosyal medyaya hapsolmuş gerçeklikten uzak mutluluk paylaşımlarına imrenen insanlar olmaya yönlendiriliyoruz. Sonra da kendi gerçekliğimize bakıp sıkıntı çekiyoruz. Asıl sorun burada başlıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü; &#8221; <strong>ruhsal gürültünün yoğun olduğu içsel iletişimde kişi kendini duyamaz</strong>. Bu çok tehlikelidir. Ruhsal gürültü çevresel olumsuz etkileyeceği gibi kişinin içsel iletişimi ile birlikte psikolojik sorunları ortaya çıkarabilir. &#8221;</p>
<p>Biriktirilen negatif duygular insan iletişiminde telafisi olmayan sonuçlar doğurur. İletişim olmadan ne gündelik yaşantımızı sürdürmek ne de toplumsal yaşantımızı sürdürmek imkânsızdır. Çünkü iletişim rastgele bir eylem değildir, insan hayatının en temel olgusudur.</p>
<p>İnsan var oluş hikayesiyle birlikte, büyüme &#8211; gelişme evresiyle öğrenmeye başlar. Belleğinde birçok bilgi kaydeder. Bazı bilgileri farkında olmadan ezberleriz. Doğuştan gelen genetik mirasımız ve yetiştiğimiz çevreyle kişiliğimizi oluştururuz. Büyüdükçe kendi gerçekliklerimizin farkına varıp, bize ezberletilmiş olan gerçekleri sorgulamaya başlarız.</p>
<p>Yaşam bize öğrendiğimiz ezberlere karşı kuşku da duymamızı öğretir. Bu serüvende önemli husus kendimizle aramıza mesafe koymamak olacaktır. Hele ki bu çağda insanların yaydığı negatif manipülasyon direkt vicdanınızı hedef alır. Uğradığınız haksızlık karşısında koyduğunuz sınır kişisel algılanır ve size karşı saldırı vuku bulur.</p>
<p>Hayatın olağan akışında her şeye yer var diyerek , olgunlukla bu saldırıyı bertaraf etme şansınız yüksek. Unutmayalım ki insanın dili, dünyasının sınırlarını belirler. <strong>Dili bayağı olan bir saldırı karşısında yapılacak şey sessiz ve etkili bir mesafe koymaktır.</strong></p>
<p>Kolaysa sen göster bu olgunluğu diyorsanız; şu sözlerimle bitireyim:</p>
<p>&#8221; Vasat bir üslubu asla görmemeyi &#8211; muhatap almamayı öğrendim.&#8221;</p>
<p>Sevgilerimle Dilek Diden &#8230;.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/dilimizin-sinirlari-dunyamizin-sinirlarini-belirler-vasat-bir-uslubu-muhatap-almayin-h6631.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ETİK VE AHLÂK</title>
		<link>https://bunehaber.com/etik-ve-ahlak-h6551.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/etik-ve-ahlak-h6551.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 23:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[bunehaber]]></category>
		<category><![CDATA[dilekbozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6551</guid>

					<description><![CDATA[Gündelik yaşamda etik ve ahlâk kavramları çoğunlukla birbiriyle karıştırılmaktadır. Etik, ahlâk demek olmadığı gibi; ahlâktan daha farklı bir alanı ifade eder. Etik kavramının kökeni Yunanca &#8220; ethos&#8221; sözcüğünden gelen; karakter, alışkanlık, töre, görenek ve erdemli olmanın temel tavrı gibi çeşitli anlamları içerir. Ethos sözcüğünün felsefi içeriği, Yunancada iyi ve ideal       &#8220;varoluş tarzı &#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gündelik yaşamda etik ve ahlâk kavramları çoğunlukla birbiriyle karıştırılmaktadır. Etik, ahlâk demek olmadığı gibi; ahlâktan daha farklı bir alanı ifade eder.</p>
<p>Etik kavramının kökeni Yunanca &#8220;<strong> ethos</strong>&#8221; sözcüğünden gelen; karakter, alışkanlık, töre, görenek ve erdemli olmanın temel tavrı gibi çeşitli anlamları içerir.</p>
<p>Ethos sözcüğünün felsefi içeriği, Yunancada iyi ve ideal       &#8220;varoluş tarzı &#8221; geliştirmeye ya da &#8221; bilgece bir eylem yolu arayışına&#8221; denk gelir.</p>
<p>İletişimle ilgili çalışmalar, etiği genel olarak normatif ve betimleyici etik yaklaşımlar olmak üzere iki farklı kategori altında inceler. Etik için, bireyin icra ettiği davranışlarının sorumluluğunu yüklenebilmesiyle ilgilidir diye de ifade edilebilir. Türkçe sözlükteki karşılığı ise; töre bilimi, çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü olarak geçmektedir. Etik, sadece ahlâkın temel ilkelerini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bireysel ve toplumsal davranış biçimlerine rehberlik edecek normları da koymaya çabalar.</p>
<p><strong>Etik &#8221; değer &#8221; bilgisidir, ahlâk ise &#8221; kural &#8220;</strong>&#8230; Her ikisi de davranışı bağlayıcı hükümle koyar. Ahlâksal kurallar birey tarafından pek kolay tartışmaya açılmazken, değerler yorumlamaya açıktır.</p>
<p>Ahlâk kuralları bireyin içine doğduğu toplumsal yapıda hazır olduğu normları ifade ederken ; değer bilgisi, insanın içine doğduğu toplumsal dünyayı anlamaya<br />
çalıştığı süreçte sorduğu sorulara aldığı yanıtlardan oluşmaktadır.</p>
<p>Ahlâk yalın biçimde, bireylerin uymalarının zorunlu olduğu kurallar bütünüdür, etik ise belli bir profesyonel mesleği icra eden kişilerin uyması gereken ilkeler bütünü&#8230;</p>
<p>Ahlâk sözcüğünü bazı zaman &#8221; iyilik &#8221; yahut<br />
&#8221; doğruluk &#8221; sözcükleriyle eş anlamlı olarak kullanıldığı da görülmektedir.</p>
<p>Etik ve ahlâk ile ilgili tanımlamalara ve aralarındaki farka bilinçli olarak değinmek istedim. Son zamanlarda bu iki kavramın değer kaybı yaşadığı birçok olaya tanıklık ediyoruz. Kimi zaman bir sosyal medya paylaşımı, kimi zaman bir haber, kimi zamanda bireysel temas ettiğimiz olaylardaki deneyimlerimizle&#8230;</p>
<p>İçine doğduğumuz toplumun alıştığı kodlar var, kutsalları&#8230; Değerlerin şekil değiştirdiği &#8221; benci &#8221; lik hazzı insan yaşamının temeli bir hâl almış durumda. Böyle olunca da bireysel haz ve dahasını arzu etme hırsı sebebiyle, insan etik ve ahlâk kurallarından uzak gündelik yaşamın geçici hevesleriyle acımasız hülyalara dalmış vaziyette.</p>
<p>Davranışta ölçülü olma vaazı güncelliğini yitirmiş; &#8221; güç, para, hırs &#8221; arzusu insana başkalarının üstüne basarak bireylerin hakkını gasp etme hakkına sahip olduğu şuursuzluğunu yerleştirmiş durumda&#8230;<br />
Bununla beraber nefret söylemi de her geçen gün düşmanlığı teşvik eden, savunan , haklı gösteren ifade biçimiyle yıkıcı ve dışlayıcı etkisini arttırmaya devam etmektedir.</p>
<p>Eğitimli &#8211; eğitimsiz olsun fark etmez, etik ve ahlâk kurallarının dışında yaşam süren çoğunluk emek vermeyerek ulaştığı her ne varsa bir gün mutlaka kaybeder.</p>
<p>Vatandaş olarak bize büyük görev düşüyor ; &#8221; Uyanık Olmak &#8220;&#8230; Otorite karşısında bizlere verilen her bilginin doğruluğunu süzgeçten geçirmeden, herhangi bir olayı, olayın kahramanı ilan edilenleri ne gözümüzde çok büyütmek ne de yerin dibine sokmamakta büyük yarar var.</p>
<p>Tepkilerimizi kontrol altında , itidalli bir şekilde yapmak en iyisi&#8230;</p>
<p>Gündelik hayatın keşfinde akışa çok fazla kapılmadan, etik ve ahlâkı kapının dışında bırakmadan ve birazda mümkünse haddimizi bilerek yaşayabilirsek muhteşem olacak!</p>
<p>Ahlâkı sıfır, paraya tapan , liyakat sahibi olmayan insanlar aramızda kol geziyor arkadaşlar. Onlara fırsat vermemek bizlerin gerçeklere uyanışı ile mümkün. <strong>Aklın uykusu canavarlar doğurur</strong>, aklımıza mukayyet olalım.</p>
<p>Kişisel çıkarlardan arınmış bir hayat önemli bir değerdir. Kişinin kendi çıkarının herkesin yararına olacağı iddiası kişinin maneviyatını güçlendirmesi, kişisel gelişimi açısından ele alınınca bir değer kabul edilir, &#8221; toplumun çıkarları &#8221; yalanları adı altında cebini dolduranların yararının herkes adına yararlı olduğu ifadesi rasyonel değildir, olamaz.</p>
<p>Anlayana kıssadan hisse diyelim. Özümseyerek okuyan herkese sevgilerimle&#8230;</p>
<p>Dilek</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/etik-ve-ahlak-h6551.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlar Bu Sahnede Rol Alır ve Oynarlar</title>
		<link>https://bunehaber.com/insanlar-bu-sahnede-rol-alir-ve-oynarlar-h6511.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/insanlar-bu-sahnede-rol-alir-ve-oynarlar-h6511.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:33:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[dilekbozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[seckinler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyolog]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumbilimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=6511</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Yorumlayıcı sosyoloji gündelik hayatı anlamanın hayatın genelini anlamak için önemli bir kaynak olduğunu savunur. Ana akım sosyoloji tarafından gelişigüzel ve basit işliyor izlenimi yaratmayı nedeniyle gündelik hayatın bir bilgi kaynağı olarak ihmal edilmesi yorumlayıcı sosyolojinin , gündelik hayatın sosyolojinin oluşmasına / keşfetmesine olanak sağlamıştır. Eleştirel sosyoloji ile ana akım sosyoloji arasında ise büyük gerilim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Yorumlayıcı sosyoloji gündelik hayatı anlamanın hayatın genelini anlamak için önemli bir kaynak olduğunu savunur. Ana akım sosyoloji tarafından gelişigüzel ve basit işliyor izlenimi yaratmayı nedeniyle gündelik hayatın bir bilgi kaynağı olarak ihmal edilmesi yorumlayıcı sosyolojinin , gündelik hayatın sosyolojinin oluşmasına / keşfetmesine olanak sağlamıştır.</p>
<p>Eleştirel sosyoloji ile ana akım sosyoloji arasında ise büyük gerilim söz konusudur. Ana akım sosyoloji ile eleştirel sosyolojinin sosyal dünyaya ve yaşayan insanlara bakış açıları birbirinden tam anlamıyla farklılık göstermektedir.</p>
<p>Ana akım sosyoloji der ki; &#8221; <strong>Sosyal dünya bir sahnedir. İnsanlar bu sahnede rol alır ve rollerini oynarlar.</strong> &#8221; Bazı zaman hep beraber bazı zaman tek başlarına oynarlar. İnsanı sosyal dünyanın içinde, rüzgarın önündeki yaprağa benzetir ana akım sosyoloji ve devam eder . Sosyal dünya insanın neleri yapabileceğini belirler. Buradan çıkarmamız gereken bir sonuç göze çarpar ki o da şudur; &#8221; ana akım sosyolojiye göre sosyal dünya ve insan birbirinden ayrı birer varlıktır.&#8221; Tam da bu noktada eleştirel sosyoloji devreye girer ve der ki; &#8221; Hop bir dur bakalım!&#8221; Bu bahsettiğin yöntem kesinlikle insanların davranış ve yaşantılarını incelemeye uygun olmamakla beraber, toplumun karmaşıklığını, akıcılığını unutma toplum durağan değildir ki, diye karşı çıkar.</p>
<p>Ana akım sosyolojinin incelediği nesne &#8221; sosyal dünya&#8221; dır. Ve bize şu soru üzerinde düşünmemiz gerektiğini ifade eder; &#8221; Sosyal dünya derken neyi anlıyoruz veyahut neyi anlamamız gerekiyor?&#8221; Ana akım sosyoloji tek ve geçerli bir cevap üzerinde durmadığı gibi şunu söyler: &#8220;<strong> dünya ona nasıl baktığınıza göre değişim halindedir.</strong>&#8221; Aynı mekanı farklı açılardan seyretmeye benzer. İnsana ve onun yaptıklarına bakış sosyal dünya içerisinde aslında insanın içinde bulunduğu ortama göre sürekli değişim göstermektedir. Peki insanın bakış açısını değiştirmesi mümkün müdür? Teorik olarak mümkün evet yalnız bakış açılarının üzerine çıkarak açılardan kurtarılmış, arınmış bir bakış açısı elde edilmesinin pratikte imkansızlığından bahseder ana akım sosyoloji.</p>
<p>Eleştirel sosyoloji ise sosyal dünya için; insanların yaptıklarının süreklilik ve anlam kazanan eyleme dönüşen alanından söz eder. Der ki eleştirel sosyoloji, insan eylemde bulunmaktan vazgeçtiğinde veyahut tüm insanların yaşamı son bulduğunda, dünyanın sosyalliğinin hiçbir anlamı kalmaz bundan bahsetmek dahi imkansızlaşır.</p>
<p>Ana akım ve eleştirel sosyoloji okumaları insanın yaşadığı sistem içerisindeki varlığının anlamını sorgulamaya yöneltiyor. Bu kısımda Pareto&#8217;nun ünlü &#8220;<strong> seçkinlerin dolaşımı</strong> &#8221; teorisinden bahsedebiliriz. &#8221; Sosyal düzeni yürütmek için, güçlü zengin zümrelerin yerini daha sonra başka seçkin zümreler almakta ve böylelikle devri olarak görülen değişme, sosyal düzenin işlenesini sağlamaktadır. &#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HER SEÇKİN GRUP TARİH SAHNESİNDEN MUTLAKA ÇEKİLİR</strong></p>
<p>Pareto demişken &#8220;<strong> azınlık</strong> &#8221; yönetiminin bütün toplumlar adına kaçınılmaz olduğunu ifade ettiğini belirtmeden de geçmeyelim ve devam edelim; <strong>Pareto : bir toplumdaki tüm bireylerin ya belli bir ölçüde yönetici ya da yandaş olarak var olduğunu/ doğduğunu fakat devrimlerin bir seçkin grup yerine başka bir grubu ortaya çıkardığını öne sürer.</strong> Ona göre, seçkinler yönetiminin temelini; &#8221; kitlelerin parçalanmışlığı, dağınıklığı ve duyarsızlığının aksine&#8221; yönetici seçkinlerin kişisel nitelikleri meydana getirir. Her seçkin grubun ,<strong> kısa veya uzun süre fark etmeksizin tarih sahnesinden çekileceğini</strong> söyler. Buna sebep olarak da , seçkin grubun yükselmesini sağlayan nitelikleri kaybetmesine bağlar.</p>
<p>Yani hiçbir imparatorluk sonsuza kadar sürmez diyelim biz ona. Her yükseliş ve çöküş kendi içindeki parametrelerin getirdiği dengede belirlenir.</p>
<p><strong>ARSLANLAR VE TİLKİLER</strong></p>
<p>Etrafımızda Pareto &#8216;nun &#8220;<strong> arslanlar ve tilkiler</strong> &#8221; olmak üzere belirttiği iki tip seçkine rastlamak pek mümkün.</p>
<p>Arslanlar için:</p>
<p>Güç kullanarak yönetirler<br />
Açık sözlü, kararlı<br />
Ve acımasız</p>
<p>Tilkiler için:</p>
<p>Gizlice yönetirler<br />
Kurnaz ve yönlendirici<br />
Ve diplomatiktir diye betimler Pareto ve ekler; Arslanlar Tilklikerin, Tilkiler Arslanların yerini almaya çalışırken toplumdaki temel değişimler gerçekleşir. Bütün seçkinler zamanla çöker, geriler ve yıpranırlar.</p>
<p><strong>AŞİNA OLAN BİLİNMEZ!</strong></p>
<p>Bütün bu sosyolojik kuramları bilmeden birebir aynısını yaşıyoruz diyenleri duyar gibiyim.</p>
<p>Gündelik yaşam içerisinde birçok şeye aşinayız. Günleri devirerek sosyal dünya içerisinde birçok kişiyle temas ediyoruz. Genellikle en tuhaf dediğimiz her şey bayağı olandır. Kişisel çıkarlar söz konusu olunca sistem içinde bütün bayağılığa alışan ve bu bayağılıkla beslenen gruplar bir araya gelir. Her grup kendi akışının aşinası olur. Bazı aşinalıklara dikkat etmek de yarar vardır. Çünkü HEGEL; <strong>&#8221; AŞİNA OLAN BİLİNMEZ!&#8221;</strong> der. Kabul ettiğiniz aşinalık ahlaksızlıksa bunun farkında olmayabilirsiniz ya da çıkarlarınız doğrultusunda bu aşinalığa aşinasınızdır. Aşinalık duyguları örter, dolayısıyla insanı&#8230; Yani ya maskekelerle gündelik yaşamda yerinizi alırsınız ya da maskelerinizi fark eden insanların varlığıyla tanışır amaçsız konfor alanınızdaki uykunuzdan uyandırılırsınız! Eee sonuçta herkesin aşinalığı kendi sisteminde işler sonuçta&#8230;.</p>
<p>Sevgilerimle Dilek &#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/insanlar-bu-sahnede-rol-alir-ve-oynarlar-h6511.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazeteciyim Demeye Utanıyorum !</title>
		<link>https://bunehaber.com/gazeteciyim-demeye-utaniyorum-h5822.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/gazeteciyim-demeye-utaniyorum-h5822.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Mar 2025 12:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[dilekbozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=5822</guid>

					<description><![CDATA[Şimdi nereden başlamalı? Bilemiyorum ama yazmak ve yaşadıklarımı aktarmak istiyorum. Bu belki biraz iyi gelecek ve belki de yaşadığım şeyleri okuyanlar da bir nebze olsun sorgulamaya vesile olacak. Doğrusu bana karşı ön yargısı olan ve hiçbir şeyi bilmeyenler için anlaşılır olmak elbette ki mutluluk verecek. &#160; Kıymetli okuyucu, size inandığım bütün doğrular adına yemin ederim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi nereden başlamalı?</p>
<p>Bilemiyorum ama yazmak ve yaşadıklarımı aktarmak istiyorum. Bu belki biraz iyi gelecek ve belki de yaşadığım şeyleri okuyanlar da bir nebze olsun sorgulamaya vesile olacak. Doğrusu bana karşı ön yargısı olan ve hiçbir şeyi bilmeyenler için anlaşılır olmak elbette ki mutluluk verecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kıymetli okuyucu, size inandığım bütün doğrular adına yemin ederim ki gazetecilik yapmak benim için çok ama çok zor bir hâl almıştır. Gerçekleri yazmanın, haksızlıklar karşısında durmanın bedellerini ağır şekilde ödüyorum. Yaşadığım onca şeye rağmen yine de gazetecilik refleksimi durduramıyorum. İnanın durdurabilmenin yollarını arıyorum fakat gün sonunda ya gündemi yorumlarken , ya haber yazarken ya da belge yayınlarken buluyorum kendimi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yaştan sonra ne iş yapacağımı da bilmiyorum. Hoş bu meslekten de inanın zerre para kazanmıyorum. Zaten gazeteciyim demeye de epey bir süredir utanıyorum. Çünkü maalesef ki gazetecilik mesleğinin itibarı yerle yeksan edilmiş durumda. Ve ne yazık ki bu duruma gazetecilik faaliyeti gösteren insanlar sebep oldu. Yerelden &#8211; ulusala çoğunluk (<strong> Herkes değil ama ÇOĞUNLUK</strong>) mesleği ayağa düşüren insanlarla dolu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bedava kahvaltılar, bedava iftarlar, herhangi bir yayın organıma reklam alayım veyahut elimde şu belge var dur şu iş adamına elimde belgen var diyeyim de yazmayarak para kazanayımcılar ortada fink atıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir iş insanı ile karşı karşıya geldiğinizde gözlerinden okunuyor; aman diyor reklam mı isteyecek ya da belgeyle tehdit mi edecek?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Onlarda bu yeni sistemin şifrelerini çözmüşler ve belli bir ücrete haberlerini yaptırıyor ve böylece el altında tutuyorlar bu sözde gazetecileri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İş insanının birinin kardeşi sırf X ( Tweeter) üzerinden gündemle ilgili bir yorumda bulunduğum için hakaret etmiş ve şu sözleri sarf etmişti: &#8221; Kemiğini atsam koşa koşa gelirsin .&#8221; O şahsın sözleri aslında bana değilmiş arkadaşlar önüne kemik atıldığı için saygı duruşunda duranlaraymış. Ne bilsin beni! Bilememiş, diğerleri gibi sanmış da konuşmuş. Bugün geldiğim noktada vallahi onlara da kızamıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü şunu gördü bu gözler; meslek örgütü- gazetecilerin birlik beraberlik ve dayanışması için kurulan platformlar hakaret edilen gazetecilere karşı kınama yayınladıkları yerlere plaket vermeye kadar gidebiliyor. Evet evet yanlış okumadınız, tam olarak bunlar vuku buluyor. Böyle bir omurgasızlık böyle bir vizyonsuzluk almış başını gidiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Değerli okuyucu Türkiye maalesef &#8220;Sivil Toplum Örgütü&#8221; çöplüğüne dönüşmüş vaziyette. Bunu yıllardır her harekette bulunan aktivist bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Sivil Toplum Örgütlerinin varlığının, kuruluş amacından sapması, mevcut konumda olmaması gereken kişilerin başkanlığa getirilmesi münasebetiyle tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Kişilerin kendi ajandalarına aldıkları notlar dahilinde uygulamaya çalıştıkları planlarının ve stratejilerinin bir parçası olmak istemediğiniz zaman, hiç sekmez, işleyişte problem çıkaran &#8211; sevilmeyen &#8211; uzakta tutulmaya çalışılan kişi oluyorsunuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir de işin içinde şeffaflık yoksa aman aman diyeyim uzak durun. Her zaman söylerim yine yineleyeyim hiç şüphesiz her hareketin projelerini gerçekleştirmek için maddi olanaklara ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılarken bulduğunuz kaynaklar alana hizmet etmenizi engelleyecekse (tarafsızlık ilkesine zarar verecek ve kişisel menfaatlere hizmet edecekse) ve şeffaflık göstermeyecek düzeydeyse belki çalışmalarınızı kısa vadede gerçekleştirebilirsiniz ama şeffaflığın olmadığı yerde, çanak çömlek bir gün patlak verir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuya da girmişken şunu söyleyeyim basın ile ilgili çoğu meslek örgütü gazetecilerin sesi naraları atar, fakat hep kişisel ikbal uğrunda döner dururlar. Öyle ki meslek örgütü denilen toplulukların, WhatsApp gruplarında gerçekleri konuşmanıza dahi müsaade etmediğini hadsiz şekilde sesinizi bile kısmaya kalktıklarını  görürsünüz. Meslek örgütü topluluğu denilen yerde gazetecinin sesinin kısılması da ne ironi değil mi? Benim için tek başına olmanın bir yere bağlı olmamanın özgürlüğünün verdiği bu devasa iddianın huzuru içinde yazıyor olmanın keyfi paha biçilemez onu da söyleyeyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>CÜZZAMLI DİLEK &#8216;E YAKLAŞMA</strong></p>
<p>Bu üst başlık benim bir diğer yaşadığım gerçek. Sırf gerçekleri yazıyorum diye bana karşı yapılan ambargolardan bir tanesi de bu. Cüzzamlıymışım gibi bir muamele ile insanları benden uzaklaştırma çalışmaları yaptılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>➖ Bazı  Belediye Başkanlarının Kılıçdaroğlu &#8216;cu o dediğini ve fotoğrafta yanımda duran gazeteciye<br />
&#8221; Ne işin var onun yanında?&#8221; diye ültimatom verdiğini</p>
<p>➖ Bazı  İlçe başkanlarının yazdıklarım hoşuna gitmediği için<br />
( özellikle Kılıçdaroğlu Kurultay meselesini) ona selam dahi vermeyeceksiniz dediğini</p>
<p>➖ Bazı dernek başkanlarının, eski  Milletvekili biriyle X Platformunda yazdıklarımı ekran alıp bu Ekrem&#8217;i yazıyor diye sağda &#8211; solda gösterdiğini</p>
<p>➖  CHP Belediyelerinde adımın kara listeye alındığını</p>
<p>➖ Sosyal medyada fotoğrafıma beğeni koyduğu için insanların aranıp uyarıldığını</p>
<p>➖ Haberde adı geçenlerden bazılarının, benim adım niye var diye defalarca telefonda aranarak bu konularda psikolojik tacize uğradığımı</p>
<p>Ve dahasını yaşadığımın artık herkes tarafından bilinmesini istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hani AKP faşistti? Ben AKP ile ilgili haber yaptım ama bir kez olsun bu belgeyi niye yayınladın diye kimseden telefon almadım.</p>
<p>Ben sizi desteklerken iyiydim de sevgili CHP, Kemal Kılıçdaroğlu &#8216;na kurultayda yapılan haksızlıkları yazdığım günden beri niye cüzzamlı oldum çıktım? Ne olur bunun cevabını verin bana?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tekrar edeyim Kemal Kılıçdaroğlu &#8216;nun bu ülkeye önerdiği temiz siyaseti benimsedim ve bununla birlikte yanlış kararlar verdiği, yanında yöresinde bulunanlarla ilgili sert eleştirilerimi de yapmış birisiyim. Ki kendisini çok sert eleştirdiğim günleri sayın Kılıçdaroğlu da biliyor ve hiç gönül koymadı bugüne dek. Bu da onun zarif kişiliği diye yorumlamamı yaptım ve takdir ettim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kılıçdaroğlu sizin partinin bir önceki dönem genel başkanı değil miydi? Bu düşmanlık &#8220;o&#8221; na mı, bana mı? Bilmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok ama çok yorgunum. Bunca şey yaşıyorken bir de yetmezmiş gibi evime biri girdi. Bu konuda arayan mesaj atan herkesi not ettiğim gibi görüp ses çıkarmayanları da not ettim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugüne dek haksızlıklar karşısında ses oldum. Mazlumun hakkını aradım, bana ne deseydim görmezden gelseydim bazı şeyleri, inanın çok farklı olurdu her şey benim için. Ama öbür türlüsünü tercih etmedim, edemedim. Fıtrat denilen şey gerçekten doğru arkadaşlar. Bazı şeyler benim karakterime ters. Ben yalandan gülemem, yalandan konuşamam, yalandan idare edemem, kişinin yüzüne hissettiğimi direkt konuşurum. Dilim dursa mimiklerim konuşur. Samimiyetin olmadığı hiçbir ilişki de bulunmam. Çok çevreye sahip olup az arkadaşı olan o insanım ben. Hele çıkar ilişkisi için arkadaşlık edenleri hissettiğim an topuklarım. Doğru anlamak için epey bir zaman tanırım ama emin olduğum zaman da şak diye koyarım mesafeyi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3 günlük dünya ve bu 3 günlük dünyada onurlu bir yaşam mücadelesi vermeye devam edeceğim. İnsan ömrü kaç yıl? Ne kadar yaşayacağımızı biliyor muyuz? Yarına son nefesimi verirken dünya nimetlerine kanıp kötülüğe bulaşmadan göç etmek istiyorum bu dünyadan. Sevenimiz olduğu kadar sevmeyenimiz de olacak elbet. Ama hepsi en azından ortak bir şeyi söylüyorlar ve söyleyecekler;</p>
<p><strong>&#8220;KADIN DÜRÜST&#8221;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İŞTE BU ZENGİNLİK DEĞİL DE NEDİR? </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Yazımı okuma nezaketi gösteren ve dürüstlüğüme inandığı için bugüne dek destek veren  sevgili arkadaşlar , bir nadasa ihtiyacım var. Bu ne kadar sürer bilmiyorum. Gazetecilik refleksimi durdurabilir miyim, bir nadas olur mu inanın onu da bilmiyorum?!</p>
<p>Ne kadar çok yorulduğumu, kolumun kanadımın ne kadar kırıldığını, güçten yana olup 3 kuruş için insanların nasıl zalimleştiğini bir bilseniz. Bu yazıyı bir dertleşme yazısı olarak düşünelim. Belki bir gün daha uzun uzun dertleşiriz. Devran hep zalimin devranı olacak değil ya?!</p>
<p>Özümseyerek okuyan herkese sevgilerimle&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/gazeteciyim-demeye-utaniyorum-h5822.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gıda Teröristleri</title>
		<link>https://bunehaber.com/gida-teroristleri-h4980.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/gida-teroristleri-h4980.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Oct 2024 10:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hakanöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=4980</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Kuzu şiş, dana kıyma, et iskender, tavuk döner, acılı kebap&#8230; Kaymaklı yoğurt, fıstıklı baklava, süt kaymağı, sızma zeytinyağı, tulum peyniri, öğütülmüş pul biber&#8230; İsimlerini okurken bile bir çoğunuzun canı çekmiş, midesinden gurultu sesleri gelmiş, kiminizse acıkmıştır sanırım&#8230; Peki ya hiç et lokantalarının önünde, eşek kavurma, at pirzola, martı döner, katır ciğer, domuz yahni gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kuzu şiş, dana kıyma, et iskender, tavuk döner, acılı kebap&#8230;</p>
<p>Kaymaklı yoğurt, fıstıklı baklava, süt kaymağı, sızma zeytinyağı, tulum peyniri, öğütülmüş pul biber&#8230;</p>
<p>İsimlerini okurken bile bir çoğunuzun canı çekmiş, midesinden gurultu sesleri gelmiş, kiminizse acıkmıştır sanırım&#8230;</p>
<p>Peki ya hiç et lokantalarının önünde, eşek kavurma, at pirzola, martı döner, katır ciğer, domuz yahni gibi isimlere rastladınız mı?</p>
<p>Ya da bir marketin vitrininde margarinli yoğurt, öğütülmüş bezelyeli baklava, jelatinli kaymak, pamuk yağlı zeytinyağı, kireç sulu peynir, hakiki kiremit tozlu pul biberi bulunur yazısıyla karşılaştınız mı?</p>
<p>Bu defa da mideniz ayağa kalktı, tiksinerek okudunuz büyük olasılıkla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lokantaların, marketlerin, manavların, kasapların camlarında bu afişlere hiç rastladınız mı?</p>
<p>Rastlamadığınızdan ve de rastlayamayacağınızdan yüzde yüz eminim&#8230;</p>
<p>Rastlayamazsınız da&#8230;<br />
Çünkü yasak olduğunu biliyorlar hem de çok iyi biliyorlar&#8230;</p>
<p>Yasalarını, yasaklarını, cezalarını, günahını, sevabını haramını helalini hem de öyle biliyorlar ki&#8230;</p>
<p>Bunu çok iyi bildiklerinden, dümeni de nasıl çevireceklerinde usta olmuşlar iyice&#8230;</p>
<p>Peki bize yedirdiler mi?</p>
<p><strong>YEDİRDİLER AZİZİM</strong>&#8230; Hem de öyle bir yedirdiler ki&#8230;</p>
<p>Neler neler..<br />
Neler neler&#8230;</p>
<p>Nerede?</p>
<p>Nasıl?</p>
<p>Kafelerde, lokantalarda, büyük restaurantlarda, kamuya açık, aklınıza gelebilecek hijyensiz bir çok mekânlarda&#8230;</p>
<p>Toplu bir şekilde, elden en kolay çıkacak yerlerde&#8230;</p>
<p>Porsiyon porsiyon&#8230;<br />
Paket paket&#8230;<br />
Balya balya&#8230;</p>
<p>İçine baharatı basıp basıp, Çin tuzuyla harmanlayarak, sucuk, salam, sosis, köfte, ciğer yahni yapıp, at, eşek, domuz etini yedirdiler hepimize&#8230;</p>
<p>Kireç suyunu peynire, kiremit tozunu bibere, bezelye tozunu baklavaya, margarini yoğurda, jelatini kaymağa katarak..</p>
<p>Hem de çoluk çocuk, genç yaşlı, öğrenci, fakir fukara demeden&#8230;</p>
<p>Cebinde parası olmadığı için üniversite yurduna gidemeyen ve eve ekmek götürecek para bulamayıp intihar eden, babaları, öğrencileri bahane ederek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güya halk yiyebilsin diyerek, pahalılıkla mücadele ettiklerini öne sürerek, fiyatları bir milim aşağı aşağı çekerek&#8230;</p>
<p>Maddi sıkıntıdan dolayı biraz daha ekonomik olsun diye ucuza yönelen vatandaşı fırsat bilerek&#8230;.</p>
<p>Ellerine geçen tek tırnaklı, çok tırnaklı, mundar demeden kesip kesip, orasını burasını içlerine katarak vatandaşa yedirdiler bir şekilde&#8230;</p>
<p>Bazı marka salamların içerisine, renk versin diye karmin isimli pigment böceklerinin kanlarını karıştırarak&#8230;</p>
<p>Hatta dinimizce haram olan domuz etini bile&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de, yıllık 3 milyon ton domuz eti tüketimi ilk duyduğumuzda hayretlere düşsek de maalesef acı bir gerçek ki her denetimlerde ürünler içerisinde muhakkak domuz eti karışımına denk geliyoruz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yayınlananlar ise sadece beyaz ve kırmızı et ürünlerinde tespit edilenlerin bir kısmı&#8230;</p>
<p>Ya bir de diğer ürünlere katılanlar&#8230;</p>
<p>Sağlıkmış, vatandaşmış, harammış kimin umurunda&#8230;</p>
<p>Tarım Bakanlığı zaman zaman periyodik olarak tüm il ve ilçelerde gıda denetimlerinde bulunuyor ve bu gıda teröristlerine hapis ve para cezası getireceğini duyuruyor.</p>
<p>Peki buna benzer hile ve sahtekarlıklar evvelki dönemlerde de yaşanmış mıydı?</p>
<p>Evet alâsıyla hem de&#8230;</p>
<p>Hapis cezası hükmedileni görmedik ama para cezası yiyen firmalar olmuştu.</p>
<p>Peki ya sonuç?!</p>
<p>Hiçbir şey değişmedi ve yine aynı hiddetle hatta yükselen bir ivmeyle yapan, aynı ahlaksızlığa devam etti ve de devam ediyor.</p>
<p>Hatta kesilen para cezalarını ürünlere yansıtarak acısını vatandaştan çıkarıyorlar&#8230;</p>
<p>Bu yapılan kalpazanlıklar ilk değil ve caydırıcı cezalar olmadığı müddetçe son da olmayacak. Kesinlikle kapatma ve hapis gibi ağır yaptırımlar olması gerekiyor&#8230;</p>
<p>Neticede vicdan sahibi olmayan, fırsat düşkünü firmalar, ismini duyduğumuzda bile tiksindiğimiz ürünleri, bize lokma lokma yedirmeye devam edecekler azizim&#8230;<br />
HEM DE AFİYETLE&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/gida-teroristleri-h4980.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çekin O Pis Ellerinizi</title>
		<link>https://bunehaber.com/cekin-o-pis-ellerinizi-h4735.html</link>
					<comments>https://bunehaber.com/cekin-o-pis-ellerinizi-h4735.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Sep 2024 13:53:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık & Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[narin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bunehaber.com/?p=4735</guid>

					<description><![CDATA[&#8230; Nereye gidiyoruz? &#8211;Sana oyuncak bebek aldım, onu göstereyim sana olmaz mı. &#8211;Tamam olur. Sen her gün bize şeker dağıtan amcasın değil mi? &#8211;Evet. Ama bugün bebek de var. &#8211;Amca neresi burası. Kapıları neden kapattın? Biraz karanlık değilmi? &#8212; Gitsem ben. Annem de merak eder gitmek istiyorum. &#8212; Merak etmez annen, duralım işte burada. Zaten [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8230;<br />
Nereye gidiyoruz?<br />
&#8211;Sana oyuncak bebek aldım, onu göstereyim sana olmaz mı.</p>
<p>&#8211;Tamam olur. Sen her gün bize şeker dağıtan amcasın değil mi?</p>
<p>&#8211;Evet. Ama bugün bebek de var.</p>
<p>&#8211;Amca neresi burası. Kapıları neden kapattın? Biraz karanlık değilmi?</p>
<p>&#8212; Gitsem ben. Annem de merak eder gitmek istiyorum.<br />
&#8212; Merak etmez annen, duralım işte burada. Zaten öyle arayıp da sormuyor seni&#8230;</p>
<p>&#8211;Çok karanlık amca korkuyorum. Ne olur bırak beni gideyim.<br />
Neden kıyafetlerimi çıkarıyorsun.<br />
Dur yapma, ne olur yapma bırak beni.</p>
<p>&#8211;Hani oyuncak verecektin. Kandırdın beni.</p>
<p>&#8211;Neden ayıp şeyler yapıyorsun?<br />
Yapma nolur, yapma!!!</p>
<p>&#8212; Anne, anne nolur kurtarın beni, imdaaatt,<br />
Annee anneee yardım edin ne olur.</p>
<p>&#8211;Lütfen yapma amca, canım acıyor. Amca nefes alamıyorum.</p>
<p>Ve sonrasında;<br />
Daha açmadan soldurulan bir gül.<br />
Lânet olasıca iğrenç bir son.</p>
<p>Annesinin babasının koklamaya kıyamadığı, sarılıp öptüğü canının boynu sıkıp öldürülen, ufacık elleriyle çırpınarak can veren bir melek. Tertemiz bedenine tarifi kifayetsiz bir sadistlikle bulaşmış pis bir necis&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Az önce yazdığım ve yüzlercesi yaşanmış trajediye kısa bir empati yapalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çocuğun annesinin, babasının, hatta o minicik meleklerin yerine kendimizi koyalım.</p>
<p>Karanlık bir yerde çaresizsiniz. Feryadınızı duyan da yok. Bildiğiniz tanıdığınız belki de sevdiğiniz birisi. Size hayatınızda hiç tanımadığınız bir şekilde davranıyor. Çektiğiniz acılara, ağlayıp yalvarışlarınıza aldırış etmeden&#8230;</p>
<p>Diken batınca annenize nazlanarak acıdığını söyleyip öptürdüğünüz o küçücük parmakkarınızı, birisi gözü dönmüşçesine kırmaya çalışıyor.</p>
<p>Korktuğunuz zaman o narin bedeninizi sığındığınız en güvenilir limanın, o limanın dibine sizi gömmeye niyetlendiğini görmek&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Yazarken, okurken, düşünürken beynimizi ta dibinden sızlatan, yüreğimizin göğüs kafesimize ağır geldiği, sığmadığı, sığamadığı cümleler&#8230;</p>
<p>Bir zamanlar yine sinelerimizi dağlayan daha bebek sayılacak ufaklıkta Leyla isimli bir çocuk vardı. Sadece sütten başka bir şeyle beslenemeyen Leylacığın annesinin yerine bir koyun kendinizi. Günlerce elinde biberonla &#8220;kızım kaç gündür aç, o başka bir şey yemez&#8221; diye ağlarken ve açlıktan öldüğü haberini duyunca neler hissedebildiğini yüreğinizde tartabildiniz mi?</p>
<p>Diri diri yakılan, daha canlıyken gömülen, taşlarla kafaları ezilen küçücük günahsız melekler&#8230;</p>
<p>Bunlar daha bildiklerimiz, haberdar olduklarımız.<br />
Ya haberdar olamadıklarımız?&#8230;</p>
<p>Her yenisi oldukça hatırladık, gündemde tuttuk, sosyal medya platformlarında yankıladık, biraz bağırış, çağırış, bir kaç protesto, sonra unuttuk&#8230;</p>
<p><strong>Ne zamana kadar?</strong></p>
<p>Yeni bir minik beden daha kurban edilinceye kadar&#8230;</p>
<p>Peki daha ne kadar yaşayacağız bu ahlaksızlığı. Daha kaç can vereceğiz bu hayasızlığa?</p>
<p>Hep mi yapan yaptığıyla kalacak, suçu işleyen, teşvik eden, ufacık çocuklara şehvet duyanlara hiç mi yaptırım olmayacak?</p>
<p>Verilen cezalarda hiç mi caydırıcılık olmayacak?</p>
<p>Söyleyin artık daha ne kadar?</p>
<p>Kimisi çıkar &#8221; <strong>6 yaşındaki kızla evlenilebilir</strong>&#8216; diye aptalca fetva verir.</p>
<p>Kimisi çıkar &#8220;<strong>onlar da çocuklarına sahip çıksalardı</strong>&#8221; diye saçma sapan beyanatta bulunur.</p>
<p>Kimisi çıkar &#8220;<strong>tahrik edici giyinmeselerdi bunlar olmazdı</strong>&#8221; diye saçma sapan konuşur.</p>
<p>Oysa ki ne 9 yaşındaki Narin, ne 4 yaşındaki LEYLA, ne 6 yaşındaki EYLÜL ne de 3 yaşındaki IRMAK tahrik edici değillerdi. Tek suçları karşısındaki güler yüzle yaklaşan caniyi kendileri gibi masum ve iyi niyetli zannetmekti sadece&#8230;</p>
<p>Cinsel sapkınlığa düşmüş pedofili manyaklarına çocuklarımızı feda etmek istemiyoruz. Pedofili denen kepazelik travmatik psikolojik bozukluğun tedavi edilemeyen en ağır türüdür. Ahlaki yapısı dejenere olmuş hukuki yaptırımları yetersiz kalmış toplumlarda, bu cinsel şiddet giderek felakete doğru gidiyorsa bu kesinlikle bir hastalık olamaz ve asla gözardı edilemez bir sapkınlıktır.</p>
<p>Ne hadım, ne müebbet&#8230;<br />
Bunlar artık toplumu teselli etmiyor. Bu saatten sonra bir çözüm de değil. Kesinlikle caydırıcı yaptırımlar olmalı. Kısasa kısas olmalı mesela.<br />
Kafasında şerefsizce düşünce olanların sonrası için korkusu olmalı ve sonuçları ibret olmalı.</p>
<p>Sapıklıktan hüküm giymiş haysiyetsizler hapisten çıkınca oyun parkına bekçi olarak görevlendirirsen, bırakın caydırıcılığı, ödüllendirmiş bile olursun.</p>
<p>Artık bu günahsız çocuklarımıza güzel bir dünya sunalım. Bırakın gözlerindeki mavilik gibi canlı bir yaşamları olsun. Sokaklar öksüz, bayramlar yetim kalmasın. Çekin o pis ellerinizi üzerlerinden.</p>
<p>Gökyüzünde özgürce kahkahalar atarak uçurtmalar uçursunlar, ip atlayıp oyunlar oynasınlar. Süt kokan bedenlerini gömmeyin toprağın içine. Uzak tutun necaset dolu niyetlerinizi&#8230;<br />
Çicek toprakta, onlar hayatta can bulsun.</p>
<p><strong>HAKLARINIZI HELÂL EDİN ÇOCUKLAR&#8230;</strong><br />
<strong>NARİNLER, LEYLALAR, EYLÜLLER, NEHİRLER, IRMAKLAR, FIRATLAR, ONURLAR&#8230;</strong><br />
<strong>VE ADINI SAYAMADIĞIM DAHA NİCE YAVRUCAKLAR&#8230;.</strong></p>
<p>Dünyaya ışıl ışıl, sevgiyle, ilgiyle merakla, heyecanla, yaşama azmiyle bakan nice güzel melekler&#8230;</p>
<p>Sizlere sahip çıkamadık. Kalbinizdeki tertemiz duyguları yaşatamadık. Şehevi niyetlerle vahşice bakan o bedbaht gözleri oyamadık.</p>
<p><strong>ÖZRÜMÜZÜ KABUL EYLEYİN ÇOCUKLAR&#8230;</strong><br />
<strong>HAKLARINIZI HELÂL EDİN&#8230;</strong></p>
<p>Küçücük bedenlere şerefsizce duyuluyorsa şehvet;<br />
Lânet olsun bu insanlığa lânet,<br />
Tecelli edemiyorsa eğer adalet;<br />
Yıkılsın dünya, kopsun artık kıyamet&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://bunehaber.com/cekin-o-pis-ellerinizi-h4735.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
