Bab-ı Ali’de Rantın Ayak Sesleri: İstanbul Defterdarlığı Kimin Kasasına Gidiyor? - Bu Ne Haber

Dikey Reklam
Dikey Reklam
Bu Ne Haber

Bab-ı Ali’de Rantın Ayak Sesleri: İstanbul Defterdarlığı Kimin Kasasına Gidiyor?

İstanbul’un kalbinde, tarihin ve siyasetin harmanlandığı o kadim yokuşlarda bugünlerde tuhaf bir sessizlik var. Ama bu sessizlik...

01 Şubat 2026
Bab-ı Ali’de Rantın Ayak Sesleri: İstanbul Defterdarlığı Kimin Kasasına Gidiyor?

İstanbul’un kalbinde, tarihin ve siyasetin harmanlandığı o kadim yokuşlarda bugünlerde tuhaf bir sessizlik var. Ama bu sessizlik hayra alamet değil. Alemdar Mahallesi’nde, eski Bab-ı Ali (Başbakanlık) binasının tam karşısında yer alan 7 bin 250 metrekarelik İstanbul Defterdarlık binası ve arazisi, sessiz sedasız özelleştirme kıskacına alındı.

Bir gazeteci olarak şunu söyleyebilirim: Bu, sıradan bir gayrimenkul satışı değil; bu, bir kentin hafızasına ve halkın cebindeki son kuruşa göz dikmektir.

 

Halkın Malı Kimin Kasasına Gidiyor?

Basitçe soralım: Bu topraklar kimin? Bu bina, o manzara, o tarih kimin mirası? Cevap belli: Halkın. Peki, şimdi ne yapılmak isteniyor? Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Kapalıçarşı üçgeninin tam ortasında, İstanbul Boğazı’nı en geniş açıyla gören bu “altın parsel”, turizm adı altında sermayeye sunuluyor.

Geçmişte Sümerbank’ta, SEKA’da, şeker fabrikalarında ve limanlarda hep aynı nakaratı dinledik: “Zarar ediyor”, “Özelleştirme şart”, “Kaynak lazım”. Sonuç ne oldu? Halkın fabrikaları kapandı, arazilerine rezidanslar ve avm’ler dikildi, paralar ise bir avuç azınlığın kasasına aktı. Şimdi sıra İstanbul’un idari ve tarihi kalbine geldi. Defterdarlık binası yarın öbür gün ultra lüks bir otel olduğunda, o kapıdan içeri kaç emekçi, kaç emekli, kaç öğrenci girebilecek?

 

 

Altın Tepside Boğaz Manzaralı Talan

Bu parselin değeri sadece metrekare birim fiyatıyla ölçülemez. Burası dünyanın gözbebeği. Penceresini açan birinin Boğaz’ın mavisini tarihin dokusuyla soluduğu bir yerden bahsediyoruz. Kamu binalarını “değerlendirmek” demek, onları en yüksek bedeli ödeyen holdinge devretmek değildir. Halkın olanın, halka kapatılması; kamu hakkının sınıfsal bir tasfiyesidir.

Kabul Etmiyoruz, Tarihe Not Düşüyoruz

Bir şehri savunmak, sadece binaları savunmak değildir; o binaların içindeki ruhu ve hakkı savunmaktır. İstanbul Defterdarlık binası özelleştirmesi, bir oldu bittiye getirilecek kadar küçük bir mesele değildir. Bu kararı bir “ekonomik zorunluluk” gibi görüp kabullenmek, İstanbul’un tarihine ve geleceğine ihanettir.

 

Biz bu filmi daha önce gördük ve sonunun nasıl bittiğini biliyoruz. Bu yüzden diyoruz ki: Halkın malı halkta kalmalıdır! Bu devasa alan lüks otel zincirlerine değil; kütüphanelere, kültür merkezlerine, halkın nefes alacağı kamusal alanlara dönüştürülmelidir.

Mücadele etmek, ses çıkarmak ve bu yağmaya “dur” demek her yurttaşın görevidir. Yarın o binanın yerinde geçilmez duvarlar yükseldiğinde pişman olmamak için bugün bu kararın karşısında durmalıyız. Bu yazı burada bir imza, bir barikat olarak kalsın. İstanbul satılık değildir, Bab-ı Ali’nin karşısındaki bu topraklar halkın malıdır!

 

 

Konuk Yazar:  Atilla Yoğurtçu

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
İLGİLİ HABERLER
POPÜLER HABERLER
SON DAKİKA HABERLERİ