

Her zaman söylenen, artık neredeyse atasözü olmuş bir hakikat vardır:
“Her işin başı sağlıktır.”
Çoğu zaman değerini bilmediğimiz, ancak kaybettiğimizde geri kazanabilmek için servetler harcadığımız o büyük nimet…
Sağlık…
Elbette bir de o sağlığımızı korumak, yeniden kazanmak ve bize yol göstermek için gece gündüz çalışan sağlık çalışanlarımız var…
Doktorundan hemşiresine…
Hasta bakıcısından laborantına…
Diş hekiminden ebe hemşiresine kadar…
Hepsi aslında hayatımızın görünmeyen kahramanlarıdır.
Sağlığımızın mihenk taşlarıdır.
İşte bu değerlerimizin, yılda bir kez de olsa taçlandırıldığı özel bir gün vardır:
14 Mart Tıp Bayramı…
O gün; balolar düzenlenir, çeşitli etkinlikler yapılır, kutlama mesajları paylaşılır.
Sonra sağlık çalışanlarının sorunları dile getirilir, açıklama metinleri okunur…
Ve çoğu zaman o konuşmalar, diğer pek çok konuda olduğu gibi yine raflara kaldırılır.
Oysa Tıp Bayramı’nın geçmişine baktığımızda, oldukça anlamlı bir hikâyeyle karşılaşırız.
Peki neden 14 Mart?
Bu tarihin ardında nasıl bir hikâye vardır?
Şöyle bir geçmişe doğru kısa bir yolculuk yapalım…
Türkiye’de modern tıp eğitiminin başlangıcı 1827 yılına dayanır.
II. Mahmut döneminde, yeni kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu için hekim yetiştirmek amacıyla, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin önerisiyle Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire kurulmuştur.
İşte bu kurumun kuruluş tarihi olan 14 Mart, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilmiş ve zamanla Tıp Bayramı olarak anılmaya başlanmıştır.
Ancak Tıp Bayramı’nın bir başka anlamlı hikâyesi daha vardır.
İlk kutlama 14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da gerçekleşmiştir.
O gün Tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın öncülüğünde tıp öğrencileri toplanarak işgali protesto etmiş, onlara dönemin önemli doktorları da destek vermiştir.
Böylece Tıp Bayramı, yalnızca bir meslek günü değil; aynı zamanda yurt savunmasının sembolü olarak tarihe geçmiştir.
1929 ile 1937 yılları arasında ise Bursa’daki Yıldırım Darüşşifası’nda ilk Türkçe tıp derslerinin verilmeye başlanması sebebiyle bir süre 12 Mayıs günü Tıp Bayramı olarak kutlanmıştır.
Fakat zamanla bu uygulamadan vazgeçilmiş ve yeniden 14 Mart tarihi kabul edilmiştir.
1950’li ve 1960’lı yıllarda Tıp Fakülteleri’nin öğrenci dernekleri tarafından 14 Mart’a özel dergiler çıkarılması da bir gelenek haline gelmiştir.
1976’dan sonra ise yalnızca bir gün değil, 14 Mart’ı içine alan tüm hafta “Tıp Haftası” olarak kutlanmaya başlanmıştır.
Dünyanın farklı ülkelerinde de benzer günler bulunmaktadır.
Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde ameliyatlarda genel anestezinin ilk kez kullanıldığı tarih olan 30 Mart 1842 önemli bir tıp günü olarak kabul edilir.
Hindistan’da ise ünlü doktor Bidhan Chandra Roy’un hem doğum hem de ölüm yıldönümü olan 1 Temmuz, “Doktorlar Günü” olarak kutlanmaktadır.
Aslında dünyanın neresinde olursa olsun, tıp camiasındaki tüm sağlık çalışanlarının ortak bir amacı vardır:
İnsanı yaşatmak…
Topluma sağlıklı ve güzel bir hayat sunmak…
Böylesine kutsal bir mesleği icra eden sağlık çalışanları elbette fazlasıyla saygıyı hak etmektedir.
Onları yalnızca pandemi günlerinde ya da afet zamanlarında değil, yılın her günü hatırlamak ve takdir etmek gerekir.
Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye verdiği o meşhur öğüt vardır:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
İşte insanı yaşatan o büyük emek sahiplerine gereken değerin verildiği bir toplum dileğiyle…
Tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı saygı ve minnetle kutluyorum..
