

Az çizgiyle çok şey anlatma sanatının Türkiye’deki en güçlü temsilcilerinden ödüllü karikatürist Musa Keklik ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, geleneksel dergicilikten dijital hıza evrilen mizahı ve sanatsal özgürlüğün sınırlarını masaya yatırdık. İçinden insan, adalet ve samimiyet geçen bir sanat yolculuğuna davetlisiniz.

Karikatürist Musa Keklik
“Karikatür sanatçısı üretirken, kendinden tüketen bir çizgi ve fikir ustasıdır.” Ödüllü karikatürist Musa Keklik ile gerçekleştirdiğimiz bu derin sohbette; dergi yıllarından evrensel çizerliğe uzanan yolculuğunu, dijital çağın hızında kaybolan “durup düşünme” eylemini ve toplumsal acıların çizgideki sarsıcı karşılığını konuştuk.

“KARİKATÜR MUHALİFTİR; EZİLENDEN VE ÖTEKİLEŞTİRİLENDEN YANADIR…
“Çizgilerinizde kendine has, dinamik bir yalınlık var. Bir karikatürü oluştururken ‘tamam oldu’ dediğiniz o doygunluk noktası nedir? Az çizgiyle çok şey anlatma sanatını nasıl tanımlarsınız?”
Bir karikatürü çizerken tamam diyebilmek için ifade etmeye çalıştığım mesajı, espiriyi tam olarak okuyucuya aktarabilme yetisine geldiği zaman ve estetik olarak tatmin edici bir hal alınca o doygunluk oluşuyor.
Evet karikatür az çizgiyle çok şey anlatma sanatıdır. Sayfalarca yazılabilecek bir durumu ya da tespiti bir karede ifade edebilmek karikatür sanatının net ve vurucu boyutunu ortaya koymaktadır. Karikatür muhaliftir, ezilenden yana, ötekileştirilenden yanadır ve toplumsaldır. Eleştirir. Dikte edilen ve biçimsel olarak dayatılan formların dışında kalır.
“Sizin için fikir mi önce gelir yoksa bir görüntü mü zihninizde canlanır? Bir espriyi kağıda dökene kadar geçen o sancılı ‘buluş’ sürecini anlatır mısınız?”
Karikatürist olağan akışın içindeki tüm rahatsızlıkları,toplumun içerisinde var olan sorunları, adaletsizlikleri her zaman gören ve farkında olan bir sanatçıdır. O yüzden üretim sürecinin bir mekanı ya da zamanı yoktur. Kimi zaman yolda yürürken o fikir belirir, Kimi zaman bir şeyler okurken ya da izlerken. Zamanın olağan akışı içerisinde beliren fikirler, çizim yapmak için masaya oturduktan sonra bazen dakikalar içinde bazen saatlerce kağıda yapılan eskizler va karalamalar sonucunda netleşir ve karikatür çizim süreci başlar.
“Geleneksel dergicilikten dijital platformlara evrilen bir süreçteyiz. Sosyal medyanın hızı, karikatürün o ‘durup düşündüren’ etkisini nasıl değiştirdi?”
Geleneksel dergicilik dönemi karikatürün en çok yaygın olduğu sürece denk gelir. Bu dönem karikatürün çokça talep gördüğü, sosyo – politik olarak bir çok tespitte bulunduğu dönemlerdi. Bir çok karikatüristin bu sanata yönelimini kolaylaştıran ve okuyucu ile buluşturan yayınların varlığı karikatür sanatına ciddi anlamda katkı sağladı. İnsanlar karikatürün belirleyici, düşündürücü yönüne hakim durumdaydılar. Sosyal medyanın, daha doğrusu dijital medyanın hayatımıza gitmesiyle karikatür de bir çok gazete ve yayın gibi daha bireysel çabalar ile okuyucuya ulaşma sürecine girdi ve hızla dergi kültüründen kopmaya başladık. Aslında dijital – sosyal medya dergilerde yer bulamayan bir çok çizer için, okuyucuya ulaşmak için iyi bir fırsat oldu. Fakat bu mecralar her şeyi çok hızlı tüketme yetisi oluşturduğu için, okuyucu oturup bir karikatüre çokça zaman ayırıp kavrama, düşündürme becerilerini sorgulama yoluna gitmeyi bıraktı desek yanlış olmaz.
“MİZAH BİR NEFESTİR AMA SORUNLARI YOK SAYMA DEĞİL, GERÇEKLE YÜZLEŞTİRMEDİR”
“Toplumsal olarak zor zamanlardan geçtiğimizde mizah bir kaçış alanı mı, yoksa bir yüzleşme aracı mıdır? Karikatürün iyileştirici gücüne inanıyor musunuz?”
Karikatürün varlığının temel gereksinimi toplumda var olan eşitsizlikleri, gerek politik, gerek ekonomik, gerek sosyal açıdan her yönü ile sorgulayan, eleştiren ve sert bir duruş sergileyen bir argümandır. Tabi bunları yaparken kimi zaman güldürür kimi zaman düşündürür. O yüzden bunca sorunun, sıkıntının içerisinde mizah kesinlikle bir es, bir nefes oluyor. Fakat bu es, sorunları öteleme ya da yoksayma değil. Kaosun içerisinde maskelenmeye çalışan, sorunların arka planındaki gerçek varlığıyla yüzleştiricidir.
Karikatürün iyileştirici gücü olduğuna inanıyorum. Çünkü sorunlara, problemlere dikkat çekerken bile iyimserdir. Pozitiftir.

“Mizah doğası gereği sınırları zorlamayı sever. Bir karikatürist olarak sizin ‘burada durmalıyım’ dediğiniz etik veya sanatsal bir sınır var mı?”
Mizahta bir sınır olduğunu söylemek elbetteki mümkün. Fakat bu sınır çizdiğimiz konunun kendisini ne derece ifade ettiğiyle ilgilidir. Sınırı, teslimiyet ya da boyun eğme olarak addetmiyorum. Yaşadığımız dünyanın normları ve aidiyet hissettiğimiz temel ahlak kuralları ekseninde neyin ne ölçüde çizileceğini bir sanatçı olarak karar verme yetisine sahip olğunuz takdirde bir çizginiz, duruşunuz neyi, neye karşı ne ölçüde savunacağınız bellidir.
“Musa Keklik’in eline kalemi ilk aldığında ilham aldığı isimler kimlerdi? Bugün dönüp baktığınızda o günkü çizginizle bugünkü arasındaki en büyük farkı ne olarak görüyorsunuz?”
Açıkçası şunu çok net bir şekilde belirtmem gerekir. Ben sanat hayatımı iki farklı döneme ayırıyorum. Karikatüre ilk başladığım dönemlerde elbette ki örnek aldığım bazı sanatçılar vardı. Fakat bu ilk dönem sadece mizah dergilerinden ibaret olduğu için, bu süreçte çizdiğim hiç bir karikatüre tam anlamıyla imzamı kararlılıkla atmadım. Hep eksik bir şey vardı. Benim amacım sadece komik karikatürler çizmek değil, güldürürken düşündürmekti. Fakat dergi yıllarında bunu tam anlamıyla yaptığımı söyleyemeyeceğim. Sanat hayatımın ikinci dönemi yani evrensel karikatürle tanışıp dergi karikatürcülüğünü tamamen bıraktığım zamanlar ise gerçek anlamda sanatsal, eleştirel ve hayata iz bırakan karikatürler ürettiğimi söyleyebilirim. İlk başladığım çizgim ile şuan ki çizgim arasındaki en büyük fark, ne çizmek istediğimi çok iyi biliyor ve bunu zerre ödün vermeden, özgürce çiziyor olmamdır.

“Genç karikatürist adaylarına baktığınızda en sık gördüğünüz hata veya eksiklik nedir? Onlara ‘teknikten önce şunu geliştirin’ dediğiniz şey ne olurdu?”
Genç karikatürist adaylarına söylenecek çok şey var. Her şeyin başında yazısız, evrensel karikatüre yönelmelerini istiyorum. Mizah dergilerinde balonlu, komik karikatürler sizi yerelden öteye taşımaz ve sizin düşüncenize, bakış açınıza sadece bir perspektif ile bakmanızı sağlar. O yüzden çizginiz evrensel olsun. Dünya ile sanatsal açıdan daha hızlı bağ kurmanıza ve kalıcı eserler üretmenize olanak sağlayacaktır. Teknik açıdan kendinize bir sınırlama koymayın, her türlü tekniği denemekten çekinmeyin. Belli bir ustalığa geldikten sonra zaten hangi teknikle yola devam edeceğinize kendiniz karar verebilecek kadar deneyim elde etmiş oluyorsunuz.
“Sizin için karikatür; bir dert anlatma biçimi mi, yoksa dünyayla dalga geçme yöntemi mi?”
Yani dalga geçmeyi bir ironi olarak paranteze alabiliriz aslında. Karikatürün gerçek rolü, toplumda var olan sorunları, eşitsizlikleri, rahatsızlıkları ki bunu her açıdan, bir sınır koymadan sert ve çarpıcı bir ifade ile ortaya koymaktır. Toplumda, doğruya, gerçeğe götürme yolunda aydınlık bir eylemdir.

“Hiç çizemediğiniz veya çizerken çok zorlandığınız bir duygu oldu mu?”
Çizemediğim hatta yarıda bıraktığım çalışmalar oldu elbette. Özellikle çocuklara karşı işlenen suçlar, ülke olarak çok sıkıntı yaşadığımız deprem felaketi çizerken beni oldukça duygulandıran ve zorlayan konular olduğunu söyleyebilirim.
“Hayatınızın karikatürünü tek bir karede çizecek olsanız, o karede ne olurdu?”
Hayatımın karikatürünü defalarca çizdim aslında, çizdiğim her bir karede, toplumdan demlendiğim, acısına ortak olduğum, isyanında birlikte yürüdüğüm, göz yaşında sel olduğum, öfkesinde haykırdığım ve savaşında barıştığım nice anları aktardım kendimden. Kısacası karikatür sanatçısı üretirken, kendinden tüketen bir çizgi ve fikir ustasıdır.

