

Bugün kağıdı kalemi değil, yüreğimizi masaya koyalım. Çünkü bugün, 15 yaşında, hayatlarının baharında, gülüşü bir parkta, bir mahalle arasında yarım kalan evlatlarımızı konuşalım..
Yaşamları, umutları çalınan çocukların fotoğraflarına iyi bakın…
Atlas’ın o vakur bakışına, Mattia Ahmet’in masumiyetine, Alperen’in hayat dolu duruşuna, Hakan’ın kız kardeşini koruma azmine…
Onlar “çocuktu.” Ama onları hayattan koparanlar da “çocuk” diye mi anılacak?
Sokaktaki o “üç beş serserilerin,” ne idüğü belirsiz zorbaların tek bir dayanakları var: Cezasızlık…
“Nasıl olsa yaşım küçük, nasıl olsa infaz yasasıyla çıkarım, nasıl olsa birkaç yıla ‘baba tahliye’ fotoğrafı paylaşırım” diyen o zehirli zihniyet…
İşte o zihniyet, bugün sokakları birer kan gölüne çeviriyor.
Cezasızlık, suçu teşvik eder. Eğer bir toplumda çocuklar korunamıyorsa, bunun tek nedeni suçluların cesareti değil, o suçlulara “dur” diyemeyen yetersiz yasalardır. Bir çocuğu kalbinden bıçaklamanın, “yan baktın” diyerek bir hayatı söndürmenin “hafifletici nedeni” olamaz!
Nice tanıdığımız evlatlarımız, yeğenlerimiz, canlarımız gibi sevdiğimiz, gözlerini daldan, budaktan uzak tuttuğumuz çocuklarımız…
Kavga edenleri ayırayım derken, niyeti güzel, yüzü güzel o fidan, sırf barış gelsin diye gittiği yerde sustalıyla karşılaşıyorsa; orada insanlık çoktan can çekişiyor demektir. Bir anne-baba evladını okula, parka değil, adeta bir cepheye gönderiyorsa; hangi sistemden, hangi huzurdan bahsedebiliriz?
Bizim sistemden beklentimiz, “çocuktur” denilerek katillerin sokağa salınması değil; masum çocukların yaşama haklarının kutsal bilinmesidir. Adalet, sadece mahkeme duvarlarında yazan bir kelime değil, sokaktaki o 15 yaşındaki fidanın nefes alabilme garantisi olmalıdır.
Artık kibarlığın, nezaketin, anlayışın “zayıflık” sayıldığı bu karanlık dönemi yırtıp atmak zorundayız. Evlatlarımıza sahip çıkamadık, bari onların hatırasına ve adaletine sahip çıkalım.
1-2 sene sonra “baba tahliye” yazan bir gençlik değil; elinde kitapla, yüreğinde merhametle, başı dik yürüyen bir gençlik istiyoruz.
Atlas için, Alperen için, Ahmet için, Hakan için ve ismi duyulmayan binlerce “melek” evladımız için adalet!
Çünkü bir çocuk ölünce sadece bir can gitmez; o milletin geleceği, umudu ve vicdanı toprağa gömülür.
Bugün 15 yaşındaki fidanlarımızı toprağa verirken, onları hayattan koparanların “çocuk” zırhına sığınmalarını kabul etmiyoruz. Yan bakma bahanesiyle sönen hayatlar, yetersiz yasaların kurbanıdır.
