

Son günlerde kulağımızda tek bir nida var: “Kabe’de Hacılar Hu Der Allah.” Abdurrahman Önül’ün o huzur veren sesinden yıllardır dinlediğimiz, gönül dünyamızda yer etmiş bu ilahi, Celal Karatüre’nin kendine has üslubu ve sosyal medya konseptiyle bir anda dünya listelerine kadar uzanan küresel bir fenomene dönüştü. Kuşkusuz bu, manevi bir eserin dijital çağın kodlarıyla yeniden yorumlanması açısından büyük bir başarı. Ancak bu başarının “saman alevi” gibi sönmemesi için Karatüre’nin önünde kritik bir sınav var: Sürdürülebilir Kariyer Yönetimi.
Celal Karatüre, iş yerlerinden umre dönüşlerine kadar uzanan “sürpriz karşılama” formatıyla bir samimiyet yakaladı. Fakat unutulmamalıdır ki; ilahi, doğası gereği bir “ağırlık” ve “edep” zeminine oturur. Sosyal medya fenomenlerinin ışıltılı ama çoğu zaman derinlikten uzak dünyasına bu manevi değeri meze etmek, Karatüre’yi kısa vadede etkileşim şampiyonu yapabilir ama uzun vadede itibar kaybına yol açar.
Toplumun sinir uçları, özellikle manevi değerler söz konusu olduğunda çok hassastır. Son günlerde bazı tartışmalı figürlerle yan yana gelmesi, kitlesinde haklı bir “Acaba ticari kaygı, manevi değerin önüne mi geçiyor?” sorusunu doğurdu. Karatüre’ye dostane bir profesyonel tavsiye vermek gerekirse; her kapıya giden, kendi kapısının değerini düşürür.
Eğer Celal Karatüre bu çıkışı bir kariyere dönüştürmek istiyorsa, şu adımları ivedilikle atmalıdır:
Abdurrahman Önül gibi bu işin pirlerinden birinin mirasını, dijital dünyanın hızıyla birleştirmek takdire şayan. Ancak Celal Karatüre, kendisine bu kapıyı açan şeyin “samimiyet ve maneviyat” olduğunu unutmamalı. Popüler kültürün öğütücü çarklarına girmek, bir ilahinin ruhunu sadece bir “arka plan müziği” haline getirme riski taşır.
Yolun başındayken yapılacak ilkeli bir kariyer planlaması, onu sadece bir “sosyal medya figürü” olmaktan çıkarıp, gönüllerde iz bırakan bir sanatçıya dönüştürebilir. Aksi takdirde, dijital algoritma yarın başka birini bulduğunda, geriye sadece “bir ara çok popülerdi” cümlesi kalacaktır.
Sevgilerimle…